Yemin etmem, TBMM'yi çalıştırmam ne demek? Milletvekili milletin temsilcisidir, millet çalış diyor, vekili buna uymak zorundadır.
Yemin etmemek Meclis çalışmasın demektir. O zaman da bu sorunlar çözülmesin demektir. Sistem tıkanmasının sebebi şu an yürürlükte olan Anayasa'nın kendisidir. Bu gerçeği CHP de anlamak zorunda, BDP de. Şu anki tıkanıklığı aşabilecek tek merci var: Türkiye Büyük Millet Meclisi.
Bugün Meclis'i boykot edenler, yarın hesap veremezler...
Meclis yeni bir anayasayla 1980 darbesinin ürünü olan bütün vesayet sistemlerini bir kenara itmek, daha özgürlükçü, daha demokratik bir düzen kurmak şansına sahipti. "Meclis'e gelmeyeceğim" diyenler çözümün değil, problemin bir parçası olduğunu görmezler mi?
Meclis'i boykot eden, halkı boykot etmiş sayılır ve faturayı çok ağır öder...Ortadaki mahkeme kararlarının yanlışını düzeltmenin yolu böyle bir boykot değildir.
Böyle bir boykot ancak kaos isteyen çevrelerin, ve gizli ellerin işine gelmektir.
BOYKOTUN ARKA PLANI
Önce BDP'nin sonra CHP'nin, boykotu planlarken detaylı çalışmalar yaptıkları anlaşılıyor. İki partinin de, yüzde elli oyla iktidara gelmiş Başbakan Erdoğan'ı köşeye sıkıştırmak, başarısının tadını engellemek, Başbakan'ı güçsüz göstermek amacını taşıdığı hemen anlaşılıyor.
Boykotu kendilerine yönelik kullanmayı düşünüyorlar.
CHP'İN TAKTİKLERİ
BDP ile aynı safta görünmemek için girdiler, yemin etmediler. CHP bir seçim başarısızlığında gözleri başka yöne çevirmeyi planladı. "En iyi savunma saldırıdır" planını uygulamaya soktular. Böylece, seçim başarısızlığının etkisini azaltmayı düşündüler. Deniz Baykal-Önder Sav ekibinin salvolarını bertaraf etme, kurultay için oy toplayan derin CHP'lilerin etkisini kırmayı planladılar. Mahkemeleri itham altında bırakma, darbe iddiasıyla yargılanan sanıkları, meclise taşıyarak, Ergenekon olayını sulandırmak, Meclis'in meşruiyetine gölge düşürme, siyasallaştırılmış yargı olduğu iddiasına ağırlık kazandırma, Ergenekon davasının siyasi irade tarafından etkilendiği görüşüne ağırlık vermeyi öngördüler.
BDP'NİN TAKTİKLERİ
Odaklandıkları iki konu var.
Terörist başı Öcalan'ın güçlü olduğunu göstermek, ev hapsine çıkmasını sağlamak. Bunun içinde BDP, Hükümet ile olan Anayasa çalışmalarında pazarlık payını artırmaya yönelik çalışmalar içindeler. BDP'liler 'Meclisi tanımama', 'Meclisi boykot etme' gibi söylemleri veya 'yasaları delerek netice alma' gibi taktiği içindeler. İlk YSK kararından sonra sokakları yangın yerine soktular, kararın düzeltilmesini, bu tehditlerine bağladılar. 'Dediğimiz olmazsa kriz çıkarırız, sistemi kilitleriz' yaklaşımı, BDP'lilerin direne direne haklarını aldıklarını sanmalarındır.
BDP'lilerin tutuklu olanlarla ilgili süreç belli iken, ne olacağını bile bile bu adımları attılar. Yasaları zorlamak suretiyle ülkede yeni yeni gerilimlere zemin hazırlamak ve PKK/BDP'ye moral ve psikolojik üstünlük sağlamak çabasındalar. PKK/BDP, "Kürt sorununun" çözümsüzlüğünden hep nemalanmayı düşünüyor olabilirler.
Olmadı CHP, TBMM'yi kurmakla övünüyordu. Demokrasiden yana olduğunu söylüyordu. Türkiye'nin önündeki büyük sorunları çözülmesinde tarihi görev yapmak için büyük bir tarihi fırsat doğmuş bulunuyordu.
Böyle tarihi anlar büyük politikaları gerektiriyordu. Aldıkları kararı yarınlarda açıklamakta çok zorlanacaklar, çok.
Olmadı BDP. Meclis açılışını boykot eden bağımsızlar Diyarbakır'da toplandı. Türkiye'nin başkenti Ankara'dır.
Diyarbakır'da oturmak, Ankara'ya gelmemek ne demek?
Ankara'nın dışında adres arayanların, TBMM'yi demokrasinin kutsal çatısı görmeyenlerin uzlaşmadan ne beklediklerini yeniden düşünmeliyiz. "Meclis'e girme" dendiğinde akla ilk gelen 367 krizidir. Bugün meydana gelen krizi planlayan çevreler, o gün ANAP Lideri Erkan Mumcu'ya da DP lideri Mehmet Ağar'a da aynı telkinde bulunmuştu. Onlar da statükoya boyun eğerek siyasî hayatlarının en büyük riskini aldı. Ve halk siyaset sahnesinden hem o iki partiyi hem de o iki lideri alaşağı etti.
Ne yaparlarsa yapsınlar yine başarılı olamayacaklar. Statükocu derin yapıların elinde oyuncak olmuş, halkın desteğini alamadıkları için bu çevrelerin gücüyle bir yerlere gelmeye çalışan ihtiras sahibi siyasilerin tarihin tozlu raflarında yer aldıkları unutulmasın.