Devlet arşivlerinde, Karadeniz'de arazi ve laboratuvar araştırma sonuçlarının olumlu olduğu, Karadeniz'de 10 milyar varil üretilebilir petrol, 3 trilyon metreküp de üretilebilir doğalgaz rezervi olduğu yazıyor.
Karadeniz'de iki bölgenin geleceği parlak gösteriliyor. Bunlar orta Karadeniz'de Sinop-Samsun, Doğu Karadeniz'de Trabzon-Rize-
Sarp açıklarıdır. Tek olumsuz yanının su derinliğinin 2 bin metre civarında olması gösteriliyor.
Bu derinlikte sondaj yapan şirket sayısının dünyada çok az olduğu ifade edilirken, buna rağmen Karadeniz'e yönelik ilginin arkasında ne yattığı şöyle vurgulanıyor.
Karadeniz'in petrol aramaları açısından önemi şurada. Büyük şirketler, artık derin denizlere yöneldi ve dünyanın birçok bölgesinde petrol çıkarıyorlar. Ayrıca bu şirketler, yeni sahalara yöneldi.
Karadeniz'in aramalar için yeni bir alan olması, şirketlerin ilgisini artırıyor. Bu, Türkiye için çok önemli bir avantaj.
Devlet arşivlerindeki petrol raporları, Sinop Boyabat'ta karada ve Rize Çayeli açıklarında denizdeki petrol sızıntılarının varlığı yıllardan beri bilindiğine işaret ediyor. Doğu Karadeniz, ülkemizin en büyük ve önemli potansiyel alanını oluşturmaktadır. Bölgesel jeolojik veriler Karadeniz'in bu kısımlarının ümit verici potansiyel bir bölge olduğunu gösteriyor. Bu sahaların Karadeniz'in ortasından geçen ekonomik hattın Türkiye tarafında kalması da büyük bir avantaj olarak düşünülüyor.
DİNAMİZM VE DEMOKRASİ
"Etkili bir muhalefet partisi yoksa demokrasi işlemez" tekerlemesi yazı ve yorumlarda tekrarlanıyor.
Bundan kasıtın CHP'den etkili muhalefet etmesinin beklendiği açık. Peki, CHP yeni Türkiye'yle uyumlu bir siyasi partiye dönüşemezse demokrasi işlemeyecek mi?
CHP değişime ayak uyduramazsa olan kendisine olur.
Bugün Kılıçdaroğlu-
Sav arasında parçalanır; yarın başka isim etrafında yeniden parçalanır ve sonunda siyaset tarihi müzesindeki yerini alır. Ama Türkiye'ye bir şey olmaz.
Toplumdaki dinamizm ve değişim sürdükçe, demokrasi yürüyüşü de sürer gider. Yok, olup giden partilerin yerine yenileri gelir. Yapamayan gider, yapan gelir.
12 HAZİRAN'A GİDERKEN
Hafta itibari ile 33, gün hesabıyla 215 gün sonra sandık başına gidilecek.
Yeni anayasa ve sorunlara çözüm getirme modelleri, bu seçime damga vuracaktır.
Halkımızın, bu iki gerçeğe bakarak oy vereceği net biçimde görülüyor.
Ülkenin ve vatandaşların gerçek gündemine ve sorunlarına çözüm ve proje üretmeyen siyasi aktörlerin başarı sağlaması hemen hemen imkansızdır.
Bu bakımdan, siyasi partilerden ve liderlerinden beklenti, iktidar olmak için plan, proje ve çözüm önerileriyle halktan oy ve görev talep etmeleridir. Tüm anketler, Türk halkının gelecek 10 yıl içinde Türkiye'nin en büyük sorununun "terör" olacağını düşündüğünü gösteriyor. Terörü, hem kısa hem de uzun dönemdeki beklentiler açısından "İşsizlik" ve "Ekonomik Kriz" takip ediyor. Diğer sorunlar, yozlaşma-yolsuzluk, eğitim sistemi, gelir dağılımında adaletsizlik.
Vergilerde adaletsizlik, adaletin çabuk tecelli etmesi, bürokrasinin sadeleştirilmesi, trafikte kuralsızlık, uyuşturucu kullanımı olarak sıralanmaktadır. Ekonomik büyüme modeli ve programlarının tartışılması için 7 aylık zaman var.
Sayılı gün çabuk geçer. Zamanın her anına aynı önem verilmelidir.