Türk kökenli İsveç Milletvekili Mehmet Kaplan, Telaviv Havalimanı'nda gözaltına alındı.
Mazlum-Der İstanbul Şube Başkanı Avukat Cihat Gökdemir ve İHH Basın Sözcüsü Salih Bilici, olayı şiddetle kınarlarken, TAKVİM'e şu açıklamayı yaptı: "Hukuksuzluğun daniskası. Mavi Marmara olayını yakından takip eden, diplomatik dokunulmazlığı olan Türk kökenli milletvekiline yapılan hareket asla kabul edilemez. Türklere karşı İsrail'in nezaketsizliği bir kez daha ortaya çıktı."
Olay şöyle gelişti?
İsrail'e giden Mehmet Kaplan, havaalanında beraber seyahat ettikleri Ship to Gaza İsveç sözcüsü Dror Feiler ile birlikte Pazar günü gözaltına alındı.
Kaplan, İsveç'te dağıtılan ve Alternatif Nobel Ödülü olarak da adlandırılan Doğru Yaşam Ödülü'nün bu yılki sahibi Physicians for Human Rights-
Israel kurucusu ve Başkanı Dr. Ruchama Marton'la görüşmek için İsrail'e gidiyordu.
Kaplan, İsveç'te 19 Eylül'de yapılan seçimlerde Yeşiller Partisi'nden 3. defa milletvekili seçilmiş, daha sonrada partisinin meclis grup başkanvekili olmuştu.
Geçtiğimiz Haziran ayında Gazze'ye giden yardım filosunda yer alan İsveç gemisinde bulunan Kaplan, İsrail'de aynı zamanda sorumlular hakkında da suç duyurusunda bulunacaktı. Baskın sonrası bir süre tutuklu kalan ve sonra serbest bırakılan Kaplan ile Gazze'ye giden aynı gemide birlikte bulunan Feiler, avukatları Gasby Lasky'nin 5 aydır üzerinde çalıştığı suç duyurusunu da polise verecekti. Kaplan, polise suç duyurusunda bulunacakları konuların gasp, soygun, adam kaçırma ve kötü muamele olduğunu söylemişti'' Bu arada İsveç'in İsrail büyükelçiliğinin devrede olduğu belirtiliyor.
MERKEZİN CAZİBESİ
Referandumda statüko kesin bir yenilgi almıştır. Bu yenilginin ideolojik ve siyasi etkileri iyi okunmalıdır. 2011 seçimlerinden sonra da siyasette çok önemli değişimler gerçekleşeceği şimdiden görülüyor.
Statükonun yenilgisi ya da başka bir deyişle AK Parti'nin başarısı, Türkiye'de siyasetin tüm referanslarını değiştirmiştir. Türkiye siyasetinde AK Parti ile tanımlanan yeni bir merkez var artık. AK Parti'nin seçimlerde yüzde 40 eşiğini geçmesi, referandumda yüzde 58 oy çıkarması muhalefet partilerinin merkezin cazibesine kapılmalarına yol açmıştır. Türkiye siyasetinin bir bütün olarak AK Parti ekseninde yürüdüğü ortada.
Türkiye'de siyasetin merkezi, AK Parti'nin oturduğu ve değişime verdiği yön doğrultusunda seyrediyor. CHP ve MHP'nin eskisi gibi yola devam etmesi mümkün değildi. Bu iki parti merkeze kayarak oy yapısını değiştirmek durumunda kalmıştır. Çünkü eski düzlemde, inişe geçen bir solun yeniden toparlanması gerçekten çok zordur.
Milliyetçi söylemler tek başına yeterli olmayacaktır.
CHP'NİN SİYASAL AĞIRLIĞI
Türkiye'de, CHP'nin "sayısal ağırlığı"ndan öte bir "siyasal ağırlığı" olduğu hep konuşulur.
CHP'nin bu siyasal ağırlığı yıllardır, halktan oy alarak iktidar olamamasına rağmen devlet zihniyetindeki derin iktidarı ile halkın iradesiyle gelenleri ipotek altında tutmasına yol açmıştır. CHP yüzünden iktidarların gerçek anlamda iktidar olamadıkları bu nedenle hep düşünülmüştür. 2007 yılına kadar gerçekler böyle bir durumu gösteriyordu. Günümüze kadar eskisi gibi olmasa bile yüksek yargı açısından bu pozisyonu sürdü.
Ama12 Eylül referandumu ile beraber artık CHP'nin bu pozisyonlarını kullanması zora girmiştir. 12 Eylül referandumunun en büyük faydalarından birisini Türk siyaseti görmeye başlamıştır. Devletteki gizli gücünü kaybeden CHP 'nin, değişime uymaktan, sandıktan çıkmaktan başka çaresi kalmamıştır. Devlet içindeki gizli güçler birer birer devre dışına çıkmakta, halkın gerçek iktidarının önü açılmaktadır.