Bu taslağın terör suçlarıyla yargılanıp müebbet hapse mahkum Abdullah Öcalan'ın görüşleri çizgisinde hazırlandığını herkes biliyor. İmralı'dan gösterilen çabanın altında ne yatıyor? İpleri elden kaçırma korkusunun olayın altında yattığını görmemek mümkün mü?
PKK ve BDP'nin "demokratik özerklik" taleplerinin bir seçim taktiği olarak kullanıldığı ortada.
PKK'nın silahları bırakmadığı, yani terörün bitmediği bir yerde, demokratik özerkliğin bir sonuç sağlamayacağını herkes biliyor.
Amaç, iktidaı sıkıştırmak, seçim öncesi tuzak kurmak.
Bu tartışmalar içinde, sessiz çoğunluk durumunda bulunan Kürt vatandaşlarımızın genel seçimde kullanacakları oyları PKK'nın BDP'ye kanalize etme çabaları gözlenmektedir. Çünkü aldığı oylar azaldığı takdirde, bağımsız adaylıklar yoluyla Meclis'e gelse bile BDP'nin eski temsil gücü kalmayacaktır.
PKK'nın gözünü kıpmadan, önce Leyla Zana'yı şimdi Osman Baydemir'i pasifize ettiğini görünce, oyu azalacak BDP'lilerin de gözden çıkarılmalarını aynı akibet beklemektedir.
3 ŞEY TARTIŞILMAZ
PKK ve BDP'nin, demokratik özerklik talebinin altında ne yattığı kısa zamanda anlaşıldı. Ve gereken cevaplar verilmeye başlandı. Önce TBMM Başkanı M. Ali Şahin, sonra İçişleri Bakanı Beşir Atalay son sözü söyledi: "Türkiye'nin üniter yapısı, resmi dili, bayrağı konusunda tartışma olmaz."
* * *
ABDÜLHAMİT'İN BALKANLAR'DA BULDUĞU PETROL
Sultan II. Abdülhamit bilindiği gibi marangozluğa meraklıdır. Sadece tek bir şifreyle açılabilen bir sandık yapar. İçine kendi hazırlattığı "petrol arazilerinin bulunduğu yerlerin işaretli olduğu haritayı" koyar. Bu haritanın aslı şu anda Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Hazine-i Hassa bölümünde saklanmakta.
Abdülhamit'in bu haritasında,100 yıl önce Balkanlar'da bulunan petrol kuyularının, günümüzde canlandırıldığı anlatılıyor.
Yanya (Yunanistan'ın Arnavutluk'a yakın şehri ), Senice (Sırbistan'ın Sancak bölgesinde bulunan bir şehir) petrol madenleri ve Ferecik (Enez'e yakın, Yunanistan'ın Meriç nehri kıyısındaki şehri) petrollerinin imtiyazları bu dosyalarda yer alıyordu.
Arnavutluk'un geleneksel petrol bölgelerinde 5 milyar varillik petrol, 26 trilyon metreküplük doğalgaz bulunmuş.
Günümüzde, Manas Petroleum isimli şirketin Arnavutluk petrolü üzerinde yatırımlara başladığı belirtilerken, Abdülhamit'in haritası üzerinde neden duramadığımız tabiidir ki akla geliyor.
Bu gerçekleri görünce, "Balkanlar'da petrol yok, neden hep savaş çıkıyor" lafının da tarih olduğunu anlıyoruz. Bulan biziz ama nedense işleten biz olamadık.
* * *
HEM KARADAN HEM DENİZDEN
Bu iki haberi birlikte değerlendirelim.
1)Türkiye ile Lübnan arasında ilk deniz yolu hattı açıldı.
Azura gemisi Lübnan ile Türkiye arasında haftada bir gün Lübnanlı ve Türk turistleri iki ülke arasında taşıyacak.
2) Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Uğur Yiğit, Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Sami Hafız İnen ile görüştü.
Mısır ve Türkiye arasında yapılması planlanan askeri işbirliği ele alındı.
Bu iki haber, Türkiye'nin çok yönlü dış siyasetinin göstergeleridir.
Türkiye'nin bölgesel aktör olmasını destekleyen, yakın çevresi üzerinde ağırlıklı konuma gelmesini sağlayacak hamlelerdir.
Türkiye, Suriye ve Lübnan'a vizeyi bir süre kaldırdı. İstanbul'dan karayoluyla hareket ederseniz, engel görmeden Suriye, Lübnan, yani Doğu Akdeniz'in karasında, Mısır'a kadar rahatça hareket derseniz. Türkiye'nin Mısır'la geliştirdiği yeni lisan, Ortadoğu'nun Müslüman ülkelerinde, hem siyasi hem ekonomik oyun kurucusu durumuna girdiğine işaret etmektedir. Bir strateji uzmanın değerlendirmesi şöyle: "Türkiye'den Lübnan'a bir hat çekin. Artık üretim bu hattın doğusunda, tüketim ise batısında, küresel krizle birlikte keskinleşen rekabet vardır. Kıtalar arasında bir köprü konumunda olan Türkiye ve Lübnan'ın önemi her geçen gün artacaktır. Her şey aslına döner derler. Ülkelerimiz ve coğrafyamız tarihteki o parlak günlerine geri dönmektedir. Lübnan Türkiye'nin orta doğuya açılan kapısı olacaktır. Buradan geleceğin büyük çekişmelerine sahne olacak Afrika'ya atlama şansı doğacaktır.''