Büyük değişimin sancılarını görüyoruz.
Son olaylar, darbe planlayıcılarının peşine düşme arzularının azaldığını, nihayet bu işi halletme ve geçmişin izlerini de silme kararlılığına girilmiş olmasını açıkça gösteriyor.
27 Nisan e-muhtırası
Balyoz Soruşturması kapsamında içlerinde muvazzaf general ve amirallerin, eski kuvvet komutanların gözaltına alındığı bir günde Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın, 27 Nisan e-muhtırası konusunda bir açıklama yapma gereği hissetmesi dikkatlerden kaçmadı.
'27 Nisan E-muhtıra değil'' diyen Büyükanıt, neden böyle bir açıklama yapma gereği duydu ve zamanlaması sizce dikkat çekici değil mi?
Büyükanıt, "27 Nisan'a muhtıra dediler, demeye devam ediyorlar. Muhtıra böyle olmaz. Muhtıranın tarihimizde örnekleri vardır. 27 Nisan'a muhtıra diyenler ya muhtıranın anlamını bilmiyorlar veya 27 Nisan bildirisini okumamışlar. 27 Nisan bir muhtıra değildir. Cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale değildir. 27 Nisan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin laiklik konusundaki duyarlılığının dile getirilmesidir. Başka bir şey değildir" diyor.
Peki, neden şimdi? Ve niye?
Çünkü şartlar değişti
27 Nisan e-muhtırası parlamentonun işleyişini aksatan, halk iradesine karşı yapılmış düpedüz bir muhtıraydı, bir askeri girişimdi. Şartlar değişince farklı konuşmalar yapılmaya başlaması manidar.
Ülkemiz, 27 Nisan 2007 tarihinde bir askeri darbe teşebbüsüne sahne oldu. Amacın hükümeti istifaya zorlamak ve cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale etmek olduğu açıktı. Hükümet, darbe teşebbüsünün karşısında dimdik durdu. "Devletimizin temel değerlerini koruma konusunda birincil görev hükümetindir" diyerek, rejim tartışmaları üzerinden siyasete müdahaleye karşı çıktı. Orduya çizgiyi aştığını ihtar etti. Bu bildirinin amacının cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale olduğunu ve yargıyı etkileme niyeti taşıdığını açıkladı.
27 Nisan e-muhtıra verilirken, aynı sıralarda Anayasa Mahkemesi'nde cumhurbaşkanlığı seçim sonucunu tayin edecek bir dava görülüyordu. Ordu, yargıya çok üst perdeden müdahale ediyordu.
27 Nisan e-muhtırası, Anayasa Mahkemesi'nin, bu bildiride arzulandığı şekilde karar vermesine ve 367 kararını alması gibi yanlış bir hesaba yol açtı.
Bu yanlışta, demokrasilerdeki bütün yanlış hesaplar gibi 22 Temmuz'da yapılan seçimde, sandıktan geri döndü. Ve halkımız, darbecilere çok ağır bir ders verdi. Hükümet dimdik ayakta durmasaydı, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne gerçek görevini hatırlatmasaydı, bugün Türkiye sahip olduğu birçok şeye sahip olamayacaktı.
Uluslararası alanda çıkar kaybına uğrayacak ve itibar kaybedecekti. İçeride demokrasi zaafını dengelemek için uğraşan, dışarıda zayıf siyasî irade sergileyen itibarsız bir ülke olacaktı.
Ergenekon davası, kuvvetle muhtemeldir ki hiç gün yüzüne çıkmayacaktı. Değişimi isteyen güçler bütün maskeleri düşürmeyi başarıyor. Hal böyle olduğundan kimse, "gerilim var" bahanesiyle demokrasiden ve hukuktan kısmaya kalkmasın. Gerilim var, çünkü değişim isteyenler kadar değişime direnenler var. Türkiye, askeri ve yargı vesayetlerini aşmada, demokrasisini gerçek temellerine oturacak yolda emin adımlarla ilerliyor.