CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Demokrasilerde medyanın gücü ve rolü

Eklenme Tarihi 17 Ekim 2011
Manisa Manşet Gazetesi'nin organize ettiği, "demokrasilerde medyanın gücü ve rolü" paneli ilginç tartışmalara sahne oldu.
Panelin moderatörlüğünü yapan eski milletvekili, eski Başbakan Tansu Çiller'in genel sekreteri Tevfik Diker ve Çiller'in danışmalarından gazeteci Memduh Bayraktaroğlu tanık oldukları olayları anlatırken, yakın siyasi tarihimizle ilgili az bilinen önemli anekdotları gündeme taşıdılar.
Gazeteci Serdar Öztürk ve Hasan Tahsin Kocabaş analizler yaptılar.
Panele ben de katıldım ve yakın siyasi tarihimizin, son 30 yılımıza damga vuran siyasetçiler perspektifinden Türk demokrasisinin gelişme aşamalarını dile getirdim.
Sohbet sırasında "Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak 2014-2019 ve büyük olasılıkla 2019-2024 yıllarına da Çankaya'da damga vuracaktır" deyince, "Peki yeni Başbakan kim olacak" sorusu ve analizleri sıralandı. Panele katılan deneyimli gazeteciler ve konukların ağırlıklı görüşüne göre, Tayyip Erdoğan Çankaya'ya çıkınca Başbakanlığa, "Abdullah Gül veya Ahmet Davutoğlu" gelecek.
Cumhurbaşkanlığı'ndan sonra Abdullah Gül'ün, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olması üzerinde duruldu. BM Genel Sekreterliği'ne mevcut isim Ban Ki-moon, 2012 başında büyük olasılıkla yeniden seçilecek. 4 yıl sonra süresi bitecek.
2016
yılında BM Genel Sekreterliği'ne Çankaya'dan ayrılmış Abdullah Gül'ün seçilmesinin Türkiye'nin uluslararası kamuoyunda kazandığı yeni konum nedeniyle mümkün olacağı belirtildi, "Cumhurbaşkanı Gül'e New York ve BM çok yakışır" denildi.

ÇİLLER'DEN GÜNÜMÜZE
Tansu Çiller
'in danışmanlarından gazeteci Bayraktaroğlu, günümüzün önemli gündem maddelerinden olan "faili meçhul" olaylara ilişkin bazı bilgiler verdi. "Uyuşturucu ticaretinin nasıl yönetilip yönlendirildiğini açıkladığım kitabım, 2006'da yayımlandı... Yayımlandıktan 5 yıl sonra tartışılıyor... Neyse... Doğru şeyleri tartışmak için zaman asla geç sayılmaz... Türkiye o süreç ve takip eden dönemin kirliliklerinden bağırsaklarını temizlemeli... Çiller dönemi de dahil, o günler mutlaka soruşturulmalı, suçlular bulunup yargılanmalı.. AK Parti Hükümeti'nin bu gücü var" dedi.

ERGENEKON'UN ÇIKIŞI
İlk kez 'Ergenekon' belgeselini hazırlayan gazeteci-yazar Celal Kazdağlı, bazı olayların perde arkasını anlattı: "Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz, terör olaylarını inceleyen bir rapor hazırlar.
Raporda çarpıcı tespitler vardır: 'Son şiddet olayları, basit anarşik eylemler değildir.
Şiddet olayları, demokrasi yerine faşist bir düzen kurmak isteyenlerce tezgâhlanıyor.
Olayları CIA yönlendiriyor.
Genelkurmay Harp Dairesi'ne bağlı Kontrgerilla ile askerî-sivil güvenlik güçleri kullanılıyor.' Savcı Öz
, bu raporu Başbakan Ecevit'e sunar. 2 ay sonra, 24 Mart 1978'de evinden çıkarken öldürülür. Türkiye'deki derin yapılanmadan ilk kez Savcı Öz'ün raporunda bahsedilir. Fakat, üzerine gidilmez ve her şey karanlıkta kalır.
20 yıl boyunca da bir daha gündeme gelmez.
2004'te
, Emekli Deniz Binbaşı Erol Mütercimler, emekli Tümg. Memduh Ünlütürk'ün kendisine söylediği bir sözü aktarır: 'Benim de üyesi olduğum Ergenekon, Türkiye'de Genelkurmay'ın da, hükûmetlerin de, bürokrasinin de üstünde bir örgüttür' der ve üç nüshası olan bir belgeden bana bahseder.
12 Haziran 2007 tarihi, Ergenekon efsanesi için sonun başlangıcı olacaktır. Polis ihbar üzerine gittiği Ümraniye'deki gecekonduda, el bombaları ve bol miktarda patlayıcıyla karşılaşır.
Bombaların seri ve kafile numaraları hiç de yabancı değildir. Ve Türkiye tarihinin 'en derin' yapılanması olarak anılan Ergenekon'a yönelik operasyonda kritik noktalardan birine gelinir."

TERÖR GERÇEĞİ
Güneydoğu
'daki terörün başlangıcını birebir yaşamış gazeteciyazar olarak bilinen Halil Tunç, dikkat çeken açıklamalar yaptı: "PKK, ilk eylemini 15 Ağustos 1984 akşamı 21.30'da Eruh ve Şemdinli'de gerçekleştirdiğinde ben Diyarbakır'da Mücadele adlı yerel gazetenin Yazı İşleri Müdürü'ydüm. Sabahleyin Diyarbakır Valisi Hayri Kozakçıoğlu'nun makamına çağrıldık. Vali Kozakçıoğlu, bizden şunu istemişti. 'Bu olay üç-beş eşkıyanın eylemidir. Onları çembere aldık. İstanbul basını işi abartmasın. Türkiye'ye tekrar anarşi geliyor korkusu oluşmasın.' Ve öyle de oldu...
Ertesi gün medya hep bir ağızdan, 3-
5 eşkıyadan söz etti. İşte Türkiye'nin terörle mücadele anlayışı böyle başlamıştı.
YIL 1992
.. Diyarbakır Söz gazetesinin sahibiydim. 15 Aralık 1992 tarihinde PKK benimle doğrudan ilişki kurdu. Bölgeyi derhal terk etmemi ve yazılarıma da son vermemi istedi. Emri veren Şemdin Sakık'tı... (Parmaksız Zeki) Şehirden ayrılmak zorunda kaldım.
PKK, silahlı mücadeleye karşı çıkan bütün Kürt aydınlarını aynı yönetimle tehdit etti. Büyük bir beyin göçü yaşandı... Meydan PKK'ya ve bu terörden büyük rant sağlayanlara kalmıştı. Kürtler'in düşünce iklimini 1980 darbe tamamen kuruttu. Onun yerini PKK aldı. Yazan, düşünen, bu ülkenin ortak değerleriyle buluşan herkesi yok etti. Sonraları kandan beslenmiş, Ege sahillerinde onlarca otel inşa etmiş zenginler gördüm.
Kürtler'le Türkler'in asla bir sorunu yok. Bu kirli kanlı süreçte, tüm çabalara rağmen halkı birbirine düşüremediler. Bu savaşın rantı çok büyük. Kimi uyuşturucudan, silah kaçakçılığından, kimi istihbarat parasından, köy koruculuğundan.
Herkes savaşın bir parçasına yapışmış ondan geçiniyor."