CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Çile, mücadele ve tecrübe

Eklenme Tarihi 15 Ocak 2012
Tarihe damgasını vuran kahraman bir lider hakkın rahmetine kavuştu. Hayatı hep ilgi çekmiş, 88 yıllık hayatında büyük olayların arkasına acılarını saklamış ve o acıları yüreğine gömüp büyük idealler peşinden yürümüş bir kahramandı Rauf Denktaş.
Hayatı, 27 Ocak 1924'te Baf'ta başlayan bir mücahidin, çile, mücadele, tecrübeleriyle geçti yılları.
Bağımsız Kıbrıs Türk Devleti mücadelesinin başrol oyuncusu, ahirete giderken büyük derslere işaret eden sayfalar bıraktı arkasında.
Türk milletinin başı sağ olsun. Nur içinde yatsın.
Büyük kahramanı 1980'lerde tanıdım. Zaman içinde sohbetlerini dinleme şansı buldum. O sohbetlerin birisinde, ilkokul sıralarındayken, Türkiye'ye gidip pilot olmayı hayal ettiğini söylemişti Denktaş.
Tayyareci olamadı ama Kıbrıs Türk siyaset sahnesinde büyük bölümü toplum lideri olmak üzere yaklaşık yarım asırlık bir rol üstlendi.
Rauf Denktaş, 1968 yılında Kıbrıs'a gizlice çıkışını şöyle anlatmıştı: "1964 Ocak ayında Londra'da Kıbrıs Türkleri'nin davasını yüksek sesle savunuyordum. Makarios yönetimi beni 'istenmeyen adam' ilan etti.
Ankara'da yaşamaya başladık.
Kıbrıs'ta olaylar tırmanıyordu.
Gizlice Kıbrıs'a çıkmaya karar verdim. Eşim Aydın'a (Sen benim ikinci karımsın, birinci karım cemaatimdir. Onların yanına gideceğim. Sana çocukları emanet ediyorum) dedim ve gittim.
Yakalandık. Birçok zorluklar içinden çıktık. Kolay gelmedik buralara.''

RAİF'İN ÖLÜMÜ

Politik mücadeleyle geçen bir ömür içinde Denktaş ailesinin, en trajik dönemi altı çocuklarından üçünü kaybettikleri yıllar olmuştu.
Denktaş'ın insani yanlarını bir sohbette çok yakından hissetmiş, ağlamamak için kendimi zor tutarak dinlemiştim: "Dilek çocuğum üç yaşına kadar yaşadı. Çok çekti evladımız. Beyin ameliyatı olacak diye Londra'ya götürdük, yetiştiremediler. Sabahına öldü. 1957'de öldü Dilek. 1958 Eylül'ünde 7 yaşındaki oğlum Münir'i, bademcik ameliyatında kaybettik. İngilizler Türkleri tutuklamıştı, ilk defa olarak, kamplara koymuştu. Onları kurtarmak için Dışişleri Bakanı merhum Fatin Rüştü beyle buluşmak üzere İstanbul'a gittim.
Çocuğumu ameliyata almışlar, masada kalıyor. Bunun haberini İstanbul'da aldım. Cenazesinde bulunamadım. Döndüğümde mezarına gittim ve kendi kendime, (Sana ne kadar bakabildim ki, şimdi yasını tutacağım) gibi kendi kendimi suçladım. Daha büyük felaketi Raif'le yaşadık. Ölen üç çocuğumuzun da matemini yeterince tutamadım. Ağlamak istedim, ancak ağlayamadım.
Duygularımı dışa belli etmemek bende, içinde bulunduğumuz durum nedeniyle bir karakter özelliği haline geldi."

YENİDEN YAŞASAYDIM

Merhum Denktaş'ın konuşmalarını düşünürken, yakın dostum, gazeteci-yazar Nur Batur'un "Rauf Denktaş: Yeniden Yaşasaydım" isimli kitabını tekrar okuyorum. Nur Batur, Denktaş'ın yalnızca trajedilerini, dava adamı olarak mücadelelerini değil hayatındaki mutlu ve özel anları da kitabında yansıtmış.
Denktaş, New York'ta açık kalp ameliyatı olmuştu.
Kızı Ender Denktaş anlatıyor:
Annem Amerika'da rahatsızlandı, grip oldu ve yanında odada ben kalmak zorunda kaldım. Bir gece yatıyoruz. Ve babam şahadet getiriyor. Yatıyor ve benim orada olduğumu bilmiyor. 'Allahım eğer Kıbrıs Türkü yok olacaksa, bana bunu gösterme, şimdi al canımı ve kurtar beni.' Sürünerek çıktım, anneme koştum. Anne, dedim, babam böyle söyledi. Ve bana dedi ki, uykusunda veya bilinçaltı bunu söyler, bırak sakın uyandırma.
Rauf Denktaş, eşiyle beraberliklerini anlatıyor:
Eczacı Münir Bey oğlan bekliyormuş. Adını da bulmuş:
Aydın. Çocuk kız olunca Münir Bey 'Evim aydınlık oldu, adı yine de Aydın olsun' demiş... Ben 9 yaşındaydım. Aydın'ın anneannesi benim yengemdir. Doğduğu anda Aydın'ı kucağıma verdi. 'İşte senin nişanlın' dedi.
14 yıl sonra ben 23 yaşındaydım.
Aydın ise daha çocuk denecek yaştaydı. Hukuk okumaya gittiğim İngiltere'den artık dönüyordum.
İskenderiye'den Magosa Limanı'na geldim. Güvertedeyim. Yüreğim yerinden çıkacak gibi çarpıyor.
Akrabalarım orada. Gözlerim küçük kızı arıyor. Yok... 'Aydın nerede?' diye soruyorum. 'Okulda, gelemedi' dediler. Çok üzüldüm.
Akşam bütün aile bir araya geldik.
O gece '18 yaşına gelmeden evlenmeyiz' diye söz verip nişanlandık. 6 çocuğumuz oldu.
Üçünü Allah aldı. Acılarını kalbimize gömdük. Birbirimizi daha da perişan etmemek için gözyaşlarımızı içimize akıtmasını öğrendik.'' Eşi Aydın Denktaş anlatıyor:
Siyaseti seviyordu. Fakat benim hiçbir alakam yoktu. Ben hiç sevmiyordum. Bana haber geldi.
Rauf Denktaş federasyon başkanı oldu diye, ben ağlayarak gittim.
Hatta annem dedi ki, 'Bugün evlenme günün kızım, niye ağlıyorsun?' 'Ben kocamı kaybettim bugün' dedim.
Evlendikten kısa bir süre sonra kendisini tamamen Kıbrıs davasına verdi.''

SEVEMEZ KİMSE SENİ

Hakkın rahmetine kavuşmasına çok yakın zamanı yanında geçiren kızı, son sözlerini anlatıyor: "Annem için sürekli (Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar) şarkısını söyledi, 'Sizleri kaybetmekten korkuyorum' diyordu.
Rum liderler için, 'Söyle kendilerine, burası bağımsız bir cumhuriyettir.' Kıbrıs müzakerelerinden bahsetti, toprak ayarlamalarına, iskâna değindi ve 'Nasıl olacak, nasıl yerleşecek bu insanlar' diye soruyordu.'' Son nefesinde, "Kıbrıs Türk Devleti'' diyen, Denktaş'ın hayatı Kıbrıs'ın yakın tarihini, Kıbrıs'ın yakın tarihi de Denktaş'ı anlatacak.
Ayrılsa da dünyadan, adı ve mücadeleleri hiç unutulmayacak.