Erdoğan'ın 22 Temmuz 2007 gecesindeki "balkon konuşması"nı hatırlatacak şekilde "Türkiye bizden ibaret değil" demesi," toplumsal mutabakat" araması ve bunun için CHP'yi ikna etmeye çalışması dikkatleri çekiyor.
Türkiye'de, Kürt sorununun çözümü için toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir tartışma platformu yaratma ve herkesi sürece dahil etme gayretleri gösteriyor.
Kamuoyu
Başbakan, medya yöneticilerine yaptığı açıklamada, "Baykal'a mektup yazacağım. 'Görüşelim' derse gider görüşürüm. 'Kabul etmiyorum' derse, kendi bileceği iş. Milletin takdirine bırakırım. Dağ taş demeden milletimize gidip anlatırım" dedi.
Erdoğan'ın bu sözleri, bir "Kamu diplomasisi" uyguladığını gösteriyor.
"Kamu diplomasisi" denilen yöntem günümüz dünyasında çok önemli.
Hassas ve önemli bir konuda, "ya merak uyandırmayacaksın, ya da kamuoyunu tatmin edeceksin..."
Kürt açılımı, Ermeni açılımı gibi merak unsuru bulunan girişimleri yapan Erdoğan, kamuoyu tatminine büyük önem verdiğini gösteriyor.
Çünkü, olaylara duyulan merak açlığı kamuoylarının nasıl birer canlı gibi hareket ettiğini gösteriyor. Bir defa, merak ayağa kalkmasın, tatmin olana kadar yatışmıyor kamuoyu.
Erdoğan, ne yaptığını, neyi ne kadar yaparsa bu sorunun üstesinden gelebileceğini ve neyi kazanıp neyi kaybedeceğini biliyor.
İletişimin dünyayı değiştirdiği bir dönemde kamuoyları ve gündemi etkileme becerisi önem kazandı.
İlişkilerin içinde gerçekleştiği ortam ve atmosfer hızla değişmekte; kamuoylarının algısı parti liderlerinin dikkat ettiği konuların başında gelmekte.
Devletten kamuoylarına; sivil toplumdan devletlere; sivil toplumdan kamuoylarına yönelik olarak, kapalı kapılar ardında değil, açık yapılan diplomasi Türkiye'de gelişmektedir.
Başbakan, sürecin başlangıç noktasından itibaren atılan adımların gerçek anlamını izah etmek için halka gidecek. Meydanları dolaşacak.
Burası sürecin en önemli kısmıdır. Ne kadar yasa çıkarsa çıksın, toplum rıza göstermediği müddetçe çözüm mümkün olmayacaktır.
Partilerin pozisyonu
Demokratik açılımda, CHP'nin taktik pozisyonda, MHP'nin malum pozisyonda bulunduğu anlaşılıyor.
CHP, "Biz sürece yol arkadaşı, suç ortağı olmayacağız" noktasında bulunuyor.
MHP, "hiç bir şekilde muhatap değiliz" pozisyonunu koruyor.
Pozisyonlar belli olunca, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın "Gerekirse Baykal'ın elini öperim" demesi bir değişim işareti sayıldı. Başbakan Erdoğan'ın, Baykal'a gidebileceğini söylemesi ikinci işaret oldu. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in "Ayağına gideriz" açıklaması izledi.
Erdoğan'nın Baykal'a yeni yaklaşımı, sürecin olumlu sonuçlar vermesi için düşünülmüş kurumsal bir tutumu gösteriyor.
Siyasette kavgalar çıkacaktır. Fakat "nasıl kavga ettiğinden ziyade nasıl barıştığın önemlidir..."
Erdoğan'ın açılımda, diğer bir deyişle Kürt sorununun çözümünde her türlü riski göze aldıklarını ve kararlı olduklarını güçlü bir şekilde tekrarlaması üzerinde durmalıyız.
Başbakan için, demokratik açılım bir, "hayat memat meselesi" gibi.
Erdoğan, "Eğer bu mesele çözülemezse 'Ne olur'un analizini yapar mısınız?" şeklindeki bir soruya, "Böyle bir seçenek yok, çözümsüzlük diye bir şey olamaz. Bu mesele illaki çözülecek" karşılığını verdi.
Büyük emekler harcandıktan sonra geri dönüş veya soruna neşter atamama, hem iktidar partisi, hem ülke için büyük sıkıntı olabilir.