Gül'ün, Türkiye'yi merkeze alan dikkat çekici vurgulaması şöyle: Mısır'daki bu çıkmaz durum muhtemelen önlenirdi.
Bir erken seçim çağrısı yapılarak bu durumun önüne geçilebilirdi.
Ülkemizdeki şahsi tecrübelerimiz, bize bu mekanizmaları işler kılmanın ve demokratik değerlere sadık kalmanın ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Tehlikeli ve zor zamanlarda demokratik yoldan ayrılmamak her zamankinden daha önemlidir."
Cumhurbaşkanı vurgulamasıyla ne demek istiyor? Gül, Mısır'daki siyasetçilere, Türkiye'den örnek verirken, gerçekte 12 Eylül 1980 darbesinin arka planına ışık tutuyor.
Diyor ki, "12 Eylül darbesinin arka planında, Çankaya kavgası var. Başbakan Demirel ile CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit 12 Eylül öncesi anlaşabilseler, cumhurbaşkanı seçebilseler, erken seçim kararı alabilseler, 12 Eylül darbesi olmazdı...
BİR ANEKDOT: 12 Eylül darbesiyle Başbakanlığı kaybeden Süleyman Demirel bir sohbette, Çankaya savaşları üzerine şöyle demişti: 12 Eylül generallerinin amacı Çankaya idi. Onlar esasen Çankaya'yı istiyorlardı. Her zaman bu ülkedeki hesap 864 rakımlı tepeye kimin oturacağı hesabıdır.
Yakın tarihimize dikkatle bakalım.
Olanları hatırlayalım.
Türkiye'de hiçbir cumhurbaşkanlığı seçimini krizsiz atlatamadık.
Her defasında çok ciddi travmatik gelişmeler yaşadık. 2007'de Abdullah Gül'ün Çankaya çıkmasını engellemek için çok uğraştılar. Ama olmadı. Halkımızın demokratik duruşuna çarptılar. Geri çekilmek zorunda kaldılar.
Bugünkü hesap, strateji ve bu uğurda yaratılmaya başlanan kamuoyu algısı, "864 RAKIMLI TEPE (ÇANKAYA) için değil mi?
Derin odakların stratejisi, Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkamaması. Başbakan'ın Erdoğan'ın ilk turda Cumhurbaşkanı seçileceği öngörüldüğü için taktikler tek tek devreye sokuluyor. Üstelik bu sefer sadece cumhurbaşkanı da seçilmeyecek, bütün siyaset yeniden dizayn edilecek. Her şey bir yıllık süreç içinde olacak.
29 Mart 2014'te (200 gün sonra) Yerel seçimlerde tüm yerel yöneticiler ve siyasi partiler kıran kırana çekişecek. Ondan sonra (150 gün) Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Derin odaklar ve onların yönlendirdiği muhalif mahfillerin tamamının amacı, Türkiye'deki siyasal sistemi etkilemek.
Avrupa merkezli güçler, Yahudi-masonlar ve Amerikan Neo-Con'ları bunu istiyor.
Darbe ihtimali yüzde 50
13 Haziran 2007: Türkiye'de Cumhurbaşkanı seçilemiyor. Kriz var.
Washington'daki Neo-Con'lara yakınlığıyla bilinen Hudson Enstitü'de, Türkiye'yle ilgili gizli bir toplantı yapılır. Hudson Enstitüsü analizcisi Zeyno Baran, 28 Şubat'ı hatırlatarak şöyle demektedir: Generaller, hükümetin laik devleti nasıl zedelediğini öfke ile fısıldıyorlar. Bana göre, Türkiye'de 2007 yılında bir askerî darbe olması şansı 50-50..
3 Haziran 2013: Neo-Con yuvası Amerikan Enterprise Enstitü'de Taksim Gezi parkı eylemi üzerinde bir toplantı yapıldı.
Toplantıda, "Protestolar Erdoğan ve AK Parti'nin sonunu getirir mi? sorusuna cevap arandı. Gezi sürecinde Türkiye ile ilgili beyanat yarışına giren ülkelerin medyalarına bakınca, o toplantının rüzgârını görmek her şeyi anlatıyor. Bu toplantıdan sonra İsrail Parlamentosu Başkan Yard. Moshe Feighin utanmadan şöyle konuştu: Türkiye'deki gösterilerin Erdoğan düşene kadar devam etmesi için dua ediyoruz... İsrail eski Dışişleri Bakanı Lieberman, "Türkiye'de olup bitenler karşısında çok mutluyum" dedi.
SONUÇ: Yeni hedefleri, Mart ayında AK Parti'nin oyunun düşürülmesi, İstanbul- Ankara gibi iki önemli merkezin muhalefet tarafından alınması üzerine kuruldu. Peki, Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilirse duracaklar mı? Kaybettik diye kenara çekilecekler mi?
Hayır. ÖMÜR BİTER, PLAN BİTMEZ.
Bu sefer AK Parti yeniden dizayn edileceğinden, siyasal dengeleri ve Ak Parti'yi bölecek taktikler görülecektir. Dün olduğu gibi, yine demokrasiye âşık halkımızın sinesinde erimeye mahkûm kalacaklardır.