Tavırlarını yeniden hatırlayalım.
O gün ağzını açmayan, adeta sütre gerisine çekilen, hatta muhtıradan yarar sağlamayı düşünenlerin, aradan günler geçtikten sonra, "Büyükanıt'a neden hesap sormuyorsun? Ona niye araba alıyorsun, Dolmabahçe'de ne görüştün?" diyerek, ortaya çıkmaları ne kadar samimidir, düşünmek lazım.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na, 28 Şubat'la ve 27 Nisan'la ilgili "O günlerde siz ne yaptınız?" diye sorulsa, nasıl cevap verebilir?
Baykal, ne yazık ki iki harekete de hemen karşı çıkmadı, sözleri bu hareketlerin yanında yer aldığı görüşüne haklılık kazandırdı. TBMM'nin iradesine ağır bir darbe olan 27 Nisan Muhtırası'nda da Baykal ve sözcüleri, adeta o bildirinin arkasında izlenimi vermişlerdi.
Baykal, o gece neler yaşandığını ise aylar sonra bir TV programında cevaplayıp bildiriye ilişkin net bir tutum takınabildi: "27 Nisan bildirisini üzüntüyle karşıladım. Alkışladığım şeklinde iddialar var. Yok, öyle bir şey."
Kılıçdaroğlu da genel başkan oluncaya kadar, TBMM Grup başkanvekili idi. Bu, partinin en etkili görevlerinden birisiydi.
O günden bugüne kadar, Kılıçdaroğlu'nun 27 Nisan'a açıkça karşı çıkan bir demecini tanık olmamıştık. Şimdi, CHP lideri Kılıçdaroğlu, böyle konuşma ihtiyacını neden duyuyor acaba?
Gece yarısı gelen bildirinin zamanlaması kadar üslubu da tartışma konusu oldu. Metni kaleme alan konusunda köşe yazarları iz sürdü. Zaman Gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı o günlerdeki yazısında ''aranan yazarın bir dönem sağ cenahta gezinen, hatta sağcı bir partiden milletvekili adayı olan bir isim olduğunu ve bildiri yazılması esnasında Genelkurmay ile CHP lideri Deniz Baykal'ın evi arasında mekik dokuduğunu'' kaydetmişti.
Aylar sonra, o dönemde CHP lideri olan Baykal, bildiriden erken haberdar olduğuna ilişkin soruya şu değerlendirmeyi yaptı: "Hiçbir şekilde bu bildiriden ne özel olarak ne dolaylı olarak kesinlikle haberdar değilim, bana bildirilmiş değil. Bu bildiriyi iletişim danışmanımız Sayın Baki Özilhan'ın gece telefonuyla öğrendim. Kendisi tanığıdır. Büyük hayretle ve üzüntüyle aldım. Israrla bazı sorular sordum. Yani neyi esas alıyor, cumhurbaşkanlığı seçimiyle mi ilgili, oku dedim, uzun dedi.
Kritik bölümleri oku dedim. Kritik bölümlerini okumaya başladı.
Konunun önemi anlaşıldı, derhal ilgili televizyon kanallarına bakarak yakaladım ve televizyonda izledim. Benim için tam bir sürpriz olmuştur. Böyle bir bekleyiş içinde özel olarak kesinlikle değildim. Bunu herkesin çok iyi bilmesini istiyorum." İmza
neden yoktu?
27 Nisan e-muhtıranın altında herhangi bir komutanın imzası yoktu. O günü yakından takipler, karargahın rutin işi gibi kayda girmişti. Ankara'da sıcak saatlerin yaşanmasına sebep olan bildiri, gece 23.00'ten cumartesi günü hükümetin açıklama yaptığı 15.00'e kadar muhtıra olarak sunuldu kimi yayın kuruluşlarınca.
ORAKOĞLU: BÜYÜKANIT SON ANDA ÖĞRENDİ
Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu, 27 Nisan e-muhtıra ile fiili bir darbenin önlendiğini iddia etti. Ona göre komuta kademesinde 28 Şubat'ın paşaları olsaydı darbe olacaktı. Muhtıranın elektronik olarak verilmesi ordu içindeki ayrılığı gösteriyor: "Muhtıranın veriliş şekli, TSK'de ortak bir değerlendirme olup olmaması konusunda bende kuşku uyandırdı. Çünkü Genelkurmay Başkanı adına bir muhtıra koyuluyor. Ama bunu kim, nasıl koyuyor bilinmiyor. Bununla ilgili Genelkurmay Başkanı'nın son anda bilgisi olduğu gibi bir kanaat oldu bende."