Lübnan'da Türkmen köyünde toplanan on binleri, Türkiye, TV'den seyrederken, ne düşünmüş olabilir? Başbakan Erdoğan'ın anlamlı sözlerini Türkiye nasıl algılamış olabilir?Türkiye'nin Ortadoğu'daki popülaritesinin yüksekliği karşısında, akıllardan ne geçti acaba?
Nasıl düşünülürse düşünülsün, nasıl yorumlanırsa yorumlansın, 1 Mart 2003 günü TBMM'nin tezkereyi reddederek Türkiye'yi Irak'ın işgaline bulaştırmama kararının derin izlerini kimse unutmasın. 1 Mart tezkeresi, Davos ve son olarak Mavi Marmara olayı, Türkiye'nin tarihsel köprülerini yeniden kurmuştur. Başbakan Erdoğan'a Ortadoğu'nun mazlum halklarının gösterdiği sevginin altında, İsrail ile ABD'ye kafa tutabiliyor olmasının, Batı'nın sahte dostluk ve prangalarından kurtulmuş olmasının gerçekleri yatıyor.
Ortadoğu'nun mazlum halkları tarihsel nedenlerle mesafeli baktığı Türkiye'nin VAHŞİ Batı'dan bağımsız politika izlemeye başlamasına anlamlı karşılık vermektedir. İktidarın, İslam dünyasıyla Türkiye arasındaki mesafeyi hızla kısaltmasından kimse rahatsız olmasın. Bunun ismi, tarihin normalleşmesidir.
* * *
TARİHİN NORMALLEŞMESİ
Tarihin normalleşmesi, Türkiye'nin stratejik derinliğinin, Ortadoğu ile ilişkisinin Batı'dan farklı olduğunu göstermektedir.
Normalleşmenin en hayati alanının İslam coğrafyası olduğunu görmemek mümkün mü?
Türkiye'nin dış politika hamleleri, dünyada tartışılıyor.
Tartışma içine imrenme giriyor, kuşku giriyor, eleştiri giriyor. "Eksen kayması" söylemleri de bu hareketlilikle ilgili. Ortada Türkiye'nin sahip olduğuna inanılan "stratejik derinliğin" işlevsel hale getirilmesi mücadelesi olduğu bir gerçek. "Tarihin normalleşmesi" hadisesinin elbette bir alt yapısı var. Tarih, bu coğrafyanın insanlarına büyük bedeller ödetmiş. Ortadoğu I.
Dünya Savaşı'ndan beri kendini arıyor ama bulamıyor.
Burası en büyük çatışmaların yaşandığı yer. Mazlum milletlerde, o eski döneme bir özlem var...
Osmanlı gitti, geride acılar coğrafyası kaldı. Batı, Türkiye'ye kuşku ile yaklaşmasın.
Çünkü bu coğrafyada tarihi anormalleştiren irade onun iradesi, bu coğrafyayı getirip bıraktığı cehennem de onun eseri.
Şu gerçek ortada, tarihi yeniden oluşturamayız. Ama Türkiye bu bağları yeniden kuruyor.
* * *
CEM ERSEVER NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?
JİTEM var mı yok mu?
Tartışmalar yeniden başladı. Buna paralel Cem Ersever'in de ölümü mercek altına yatırılıyor.
Olayı tekrar hatırlayalım.
Mahkemeye ifade vermek için 24 Ekim 1993'te Ankara'ya gelen Ersever'den bir daha haber alınamadı. 1 Kasım'da Çamlıdere'de sevgilisi Neval Boz'un, 2 Kasım'da Polatlı'da itirafçı Murat Demir'in ve 4 Kasım 1993'te Elmadağ'da Ersever'in cesetleri bulundu.
Birbirlerini tanıyan bu üç kişiyi kimlerin öldürdüğü bir sır olarak kaldı. Ergenekon'da ortaya saçılan bilgiler, cinayetlerin kimler tarafından işlendiğine dair ipuçlarını göz önüne seriyor.
Emekli Jandarma Albay Arif Doğan 1983'te Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı'nı kurdu ve 8 yıl başkanlık etti.
Ergenekon'da gözaltına alınmış, savcılığa geniş açıklamalar yapmıştı. Arif Doğan'dan sonra JİTEM Grup Komutanı olan Ersever'in öldürülmesinin iç çekişme sonucu olduğu görülüyor. Savcılık, Eşref Bitlis suikastıyla paralel olarak Ersever olayını inceliyor.
Konuştuğu için öldürüldü
Cem Ersever, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in kuşkulu bir uçak kazasında ölümünün üzerinden bir ay kadar sonra 30 arkadaşı ile istifa etmiş, "Güneydoğu'da bir çete hadiselerin gerçek boyutlarının görülmesini engelliyor. Gerçekleri duyuracağım''demişti.
Ersever konuşmaya başlayınca görev veren çevrelerin çok rahatsız olduğu "İhanetin bedeli ölümdür. Dili kesilecek" denilerek öldürüldüğü, olayın içinde Yeşil ve Ankara'ya gönderilen itirafçıların bulunduğu artık biliniyor.