Siyasetin özellikle de liderliğin ne kadar zor bir iş olduğunu son hafta içerisinde canlı kanlı izledik. Vakti zamanında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanında görev almış olan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan'ın yaptıkları açıklamalarla peş peşe nasıl siyasi intihar gerçekleştirdiklerini gördük. Ahmet Davutoğlu sanki seçimi kazanmışlar gibi seçilmemiş Cumhurbaşkanı'nın yetkilerini nasıl didikleyeceklerini, kimin neresinden tutup çekiştireceğini marifetmiş gibi ballandıra ballandıra anlattı. Yetmemiş olacak ki ertesi gün bir başka televizyon yayınına çıkıp, sözlerine açıklık getirmeye çalışırken ortalığı iyice karıştırdı. Bırakın genel seçmen kitlesini ittifakı destekleyen gazetecilerden ve yorumculardan bile ciddi bir tepki gördü. Kimisi kibarca kimisi de gayet sert bir üslupla Davutoğlu'na oyun kadar konuş dediler.
Davutoğlu'ndan sonra iş bilmezlik sahnesine Ali Babacan hızlı bir giriş yaptı. Bir televizyon programında kendisine savunma sanayi sorulduğunda jenerik liberal cümlelerini sıraladı. Rekabet, şeffaflık, verimlilik gibi kavramları sıralarken baltayı taşa vurdu. Dünya çapında takdir toplayan, Türkiye'nin gururu Bayraktar İHA ve SİHA'ların devlet desteği ile hayata geçirildiğini, devletin tek bir firmayı zengin ettiğini iddia etti. İHA .ve SİHA'larımıza dil uzatmak başlı başına büyük bir siyasi saçmalık. Daha fenası ise Babacan'ın bunu açık bir yalan ve iftira üzerine bina etmesi. Hakikatte devletten tek kuruş maddi destek almayan Bayraktar'ın devlet desteği ile büyüdüğünü idda etmesi. Partilileri önce Babacan'ın devirdiği potu ufaktan toparlamaya çalıştılar. Ancak gördükleri tepkinin büyüklüğü karşısında onlar da "genel başkanımızın sözleri çarpıtılıyor" diye söylenmekten başka çare bulamadılar. Nihayetinde Babacan da sözlerim çarpıtılıyor diyerek hafiften geri adım atmak istese de olan oldu biten bitti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu haftaki grup toplantısında daha önce kendi yanında siyaset yapmış bu iki ismin son siyasi intihar performanslarını uzun uzun anlattı. Grup konuşması sırasında gayet samimi ve hakiki bir hesaplaşma da yaptı. Bu iki ismin vakti zamanında kendi yanında siyaset yaptıkları, ekibinin bir parçası oldukları gerçeği ile yüzleşti. Deyim yerindeyse büyük bir yükü sırtında taşımaktansa şeffaf bir şekilde kamuoyu huzurunda hesaplaşmayı seçti.
Zaten burası da Davutoğlu ve Babacan'ın en büyük handikapını oluşturuyor. AK Parti'den ayrılıp kendi partilerini kurdukları günden beri hesabını veremedikleri bir durum. AK Parti zamanında siyaset yaptıkları yıllarda yaşanan her iyi gelişmeye sahip çıkıyorlar. Sanki Tayyip Erdoğan hiç yokmuş gibi bakan/başbakan olarak biz yaptık diyorlar. Ancak iş eleştirilere geldiğinde sanki hiç AK Parti'de yer almamış gibi davranıyorlar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef gösteriyorlar. Haliyle bu açıklama kimseyi tatmin etmiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın cesur ve sahici bir lider olarak tek seferde gerçekleştirdiği yüzleşmeyi kendi hesaplarına yapmak için gerekli cesarete de sahiciliğe de sahip değiller. Ne dedik; siyaset ve liderlik uzaktan gözüktüğü gibi değil. Dünyanın parmakla gösterdiği birinin yanında yıllarca dursanız da izlemekle olmuyor.