Siz hiç yaşadığınız sevincin, bir süre sonra sizi daha da üzdüğüne şahit oldunuz mu? ABD maçından sonra tam da bunu hissettik aslında. ABD'yi değil Dünya Kupası'nda, değil futbolda, herhangi bir branşta hatta Süt Kupası'nda bile yenmek her zaman büyük mutluluk getirir bu ülke insanına. Yine öyle oldu. Gollerden sonra, 15 gündür olanları unutarak sevindik. Sanki tur biletini ABD değil de biz almışız gibi keyiflendik.
Ancak birkaç saat sonra bu duygular yerini, yine üzüntüye, derin bir hüzne bıraktı. Çünkü biz, şu gerçekle yüzleştik: Çok değil, biraz doğruları yapabilsek, biraz daha kendi kalitemize yakın olabilsek bu gruptan güle oynaya çıkardık.
Ancak bir de şu gerçek var elimizde: Artık dün geride kaldı, yarına dair bir şeyler söylemenin tam zamanı.
Dünya Kupası'nda 3 maç oynadık. Ve neleri doğru, neleri yanlış yaptığımıza dair, iyi analiz edildiğinde inanılmaz faydalı olabilecek bir Z raporu var önümüzde.
1-Artık 80'lerin 90'ların oyunu oynanmıyor sahada. Yetenek hala çok önemli ama tek başına bir hiç. Atlet değilsen, güçlü değilsen, ayakta kalamıyorsan, yüksek tempolara çıkamıyorsan belli seviyeleri görmen im-kan-sız.
2-Topa sahip olmak bu oyunun kilit bir parçası. Ancak seni başarıya ulaştıran, topla ne kadar oynadığın değil, topla ne yaptığın.
PSG'nin, Real Madrid'in, Arsenal'in bile bazı bölümlerde "Al sen oyna, ben karşılayayım" dediği bir futbol ikliminde artık her takımın bir B planı olmak zorunda.
3-Eğer üst seviye bir saha içi organizasyonun yoksa, iyi bir santrfor her zaman tehlike anında camı kıran çekiçtir, can simididir. TFF yönetimi ve Montella ya bu ismi bulmalı ya da mevcut havuzdan bir ismi artık bu göreve soyundurmalıdır.
Son bir not: Bu takım hâlâ, 2 Ağustos'ta ABD'ye sevgi seliyle uğurladığımız Bizim Çocuklar... Evet, kızalım ama kırmayalım, dökmeyelim.