İslamın özü sevgidir. Kur'an-ı Kerim'de sevginin karşılığı "hub" ile ifade edilir. Allah'ın mümini sevmesi "hub" ile ifade edilir. Müminin Allah'ı sevmesi de "hub" ile anlatılır.
Yüce Allah kulunu sever. Sadık, mümin, temiz, duru kulunu sever. İnsan da Rabbini sever. Hz. Muhammed (sav)'in sıfatı da "Habîbullah"tır. Allah'ın sevgilisi, yegânesi olarak anılır Efendimiz (sav).
Tıpkı Hz. İbrahim'in "Halil" (dost) olarak anılması gibi. Mümin, Yüce Allah'a ibadet ederken sevgiden kaynaklanan bir kulluk aşkıyla ibadet eder. Mümin iyilik yaparken karşılığında cennet olsun diye değil, Yüce Rab razı olsun diye iyilik yapar.
Müminin bütün hayatı bu denkleme oturur:
Allah'ı sevmek.
Allah'ın rızasını kazanmak.
Allah'ın has kullarının arasına girmek.
Allah'ın rızasını kazanmak.
Yüce Allah kulunu severse – kul bu sevgiyi hak ederse – O'nun kalbini kendisiyle meşgul eder. Kalbi Allah'ın aşkı, sevgisi, hayranlığı ve özlemi ile dolar.
Burada arzulanan şey sadece Yüce Allah'ı sevmek değil, Yüce Allah tarafından sevilmektir.
Bâyezid-i Bestâmî der ki:
"Allah'ı seviyordum işin böyle olduğunu zannederdim. Sonra anladım ki esas olan O'nun beni sevmesiymiş." Bu sevgi iddia ile olmaz. Fiiliyatla, teslimiyetle ortaya çıkar. Fudayl bin İyaz der ki:
"Allah'ı seviyor musun diye sorarlarsa sus, hemen cevap verme. Hayır dersen dinden çıkarsın. Evet dersen yalan söylemiş olursun. Zira senin tavırların, evet diyenlerin tavırlarına benzemiyor.
O zaman da münafıklardan sayılırsın.
Sahtekârlar divanına yazılırsın." Allah sevgisi O'na sığınmakla ve günahlardan pişmanlıkla ortaya çıkar. Yahya bin Muaz der ki: "Ya Rabbi! Cennete liyakatım yoktur belki ama cehenneme de tahammülüm yoktur. Ben Senin lütfuna sığınmışım." Sevgi utanma duygusunu getirir. Hadiste şöyle buyurulur:
"Allah hayâ sahibidir. Kul Allah'a yalvarmak için ellerini göğe kaldırırsa, Allah (cc) o iki eli karşılıksız, boş bir biçimde geri çevirmekten hayâ eder." İnsanı haramdan koruyan da sevginin bu boyutudur: mahcubiyet… Allah'tan utanma duygusuna sahip olmak… Boş boş, saygısızca konuşan birini görünce Resûlullah'ın: "Bırakın onu kendi hâline.
Hayâ imandandır!" demesi gibi. Hayâ, ar, utanma yoksa iman da yoktur.
SORULAR
Estetik ameliyat sakıncalı mıdır?
Cevap: Vücudumuzun herhangi bir organı (kulak, burun, el gibi) anormal bir görüntüdeyse, kişi de bundan rahatsız oluyorsa tıbbi yönden müdahale edebilir. Din bunu yasaklamaz. Zira bu gibi haller, yaratılıştaki bir farklılıktan kaynaklanmaktadır. Düzeltilebilir. Ancak böyle bir durum yoksa (mesela bir ara burnunu kaldırmak, sonra sağa yatırmak veya sola yatırmak gibi) tamamen vücutla gereksizce oynamak ve yaratılışı bozmak anlamına gelecek olan operasyonlar doğru değildir.
Dövme yaptırmak günah mıdır? Boy abdestine engel midir?
Cevap: İnsanın vücudunun doğallığını, güzelliğini, sadeliğini bozacak müdahaleleri yapmaması gerekir.
Tıbbi gereksinim duyulan sağlıkla ilgili müdahaleler tabii ki bunun dışındadır.
Dövme yaptırmak, zaruri ve sağlık yönünden gerekli bir işlem değildir.
Ayrıca Hazreti Peygamber (SAV) dövme yaptırılmasını kesin bir dille yasaklamıştır.
Ancak dövme boy abdestine ve namaz abdestine engel değildir. Çünkü dövme, suyun deriye ulaşmasına engel oluşturmaz.
Türbe ziyaretlerinin usulü nedir?
Cevap: Türbe ziyareti, mezar ziyaretidir. Mezarları ziyaret sünnettir.
Peygamberimiz buna teşvik etmiştir.
Ancak orada mum yakmak, çaput bağlamak, etrafında tavaf etmek, ondan bir şey istemek gibi hususlar bidattir. Şirke yol açacak tavırlardır. Ancak orada durup Allah'tan tövbe ve istiğfar dilenir ve türbe sahibine de dua edilir. Doğru olanı budur.
Kadınlar âdetli veya lohusa iken dua edebilir mi?
Cevap: Hanımlar âdet günlerinde veya nifas (lohusalık) hâllerinde iken dua edebilirler; zikir ve dua anlamı taşıyan ayet-i kerimeleri okuyabilirler. Bunun yanında, kelime-i şehadet, kelime-i tevhid, istiğfar, salavat-ı şerife getirebilirler. Aynı şekilde tefsir, hadis ve fıkıh gibi dini eserleri okuyup mütalaa edebilirler.
Saç ve bıyıkları boyamak gusle engel mi?
Cevap: Saçları veya bıyıkları boyamak, suyun deriye ulaşmasını engellemedikçe gusül açısından sakınca oluşturmaz.