CANLI YAYIN
Nihat Hatipoğlu
NİHAT HATİPOĞLU

Hz. Peygamberi sevmek nedir?

Eklenme Tarihi 08 Mayıs 2026

"Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur" (Nisa: 80)..
"Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin" (Nisa: 59) ve benzeri birçok ayet; Allah'a ve Peygamberine (Hz.
Muhammed s.a.v.) itaati, tâbi olmayı, emrini dinlemeyi emrediyor.
Hz. Peygambere itaat; O'nun Kur'an-ı Kerim ve sahih hadislerinde ifade edilen emir, yasak ve uyarılarına, mesajlarına, açıklamalarına uymakla gerçekleşir.

Allah ve peygamberlerini ayırmak (Nisa: 150-152) küfrün kendisi olarak ifade edilmiştir.

"Hayır (Muhammed), Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan derin anlaşmazlık konusunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın ona tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" (Nisa: 65).
Yüce Allah, Hz. Muhammed (sav)'in verdiği kararı tartışmasız kabul edin buyuruyor. Başka bir ayette Allah, Hz.

Peygamber'in ömrüne yemin ederek en yüce seviyede O'na itibar ettiğini belirtiyor:
"Resulüm! Ömrüne yemin olsun ki onlar şehvetten sarhoşluk içinde sağa sola sarkıntılık edip duruyorlardı" (Hicr:
72).Bu yüce vasıflara sahip olan Hz. Muhammed'i (SAV) sevmek her mümin için iman şartıdır. Farzdır. Mümin olmanın gereğidir.
Hz. Peygamberi sevmek O'nun için hasretinden dolayı gözyaşı dökmek değildir sadece. O'nu anarken heyecanlanmak değildir sadece. O'na salat ve selam getirmek değildir sadece.

O'na itaat etmek değildir sadece. Elbette bunların hepsidir ve daha fazlasıdır.

O'nu özlemektir. O'na inen Kur'an'a bağlanmaktır. O'nun mesajını iyi kavramaktır. O'na salat ve selam getirmektir. O'nun sözlerine bağlanmaktır. Koyduğu kurallara bağlanmaktır. Şefaatine inanmaktır.

Şefaatini beklemektir. O'nun ahlakı ile ahlaklanmaktır. O'nun Kur'an-ı Kerim'i tefsir eden, söylediği sözü her sözden üstün görmektir. Gönlü O'na bağlamaktır. O'nun son Peygamber olduğuna iman etmektir.

Dilerseniz gelin biraz aktaralım; O vefat ettiğinde bazı sahabelerin dili tutuldu. Bazıları bir dönem konuşamaz oldu. Bazıları "O'nu görmedikten sonra gözlerim olsa ne olur" dedi ve gözlerinin perdelenmesini istediler. Ve böyle de oldu. Bazısı O'nun gömülü olduğu toprak üstünde yürümek ağır gelir bize diyerek Medine'yi terk ettiler.
Dilerseniz bazı büyüklerin O'nun adı, Hz. Peygamber'in adı anıldığında nasıl bir ruh ve manevi hale büründüklerini aktaralım:

BÜYÜKLERDE HZ. PEYGAMBER SEVGİSİ TEZAHÜRÜ

İmam Malik der ki; Eyüp Suhteyani'nin yanında Resulullah anıldığında o kadar ağlardı ki ona acırdım. Esasen İmam Malik'in yanında Resulullah anıldığında öyle ağlardı ki rengi değişir, sırtı bükülürdü.
Bir gün İmam Malik'e bunu sordular.
Şöyle dedi: "Siz Resulullah'ın makamı hakkında bildiğimi bilseydiniz beni yadırgamazdınız. Beni anlardınız."
Muhammed b. Münkedir'e hadis sorulduğunda, hadis rivayet edip Resulullah'ın sözlerini anmaya başlayınca ağlardı.
Hz. Ali'nin torunu Cafer Sadık; yanında Resulullah anılınca yüzü sapsarı kesilirdi. Abdestsiz hadis rivayet etmezdi.
Abdurrahman Kasım: Hz.
Peygamber'den bahsedilince ağzında dili kurur, rahat konuşamazdı. Manevi bir hale bürünürdü.
Zühri'yi gördük; hoş sohbet ve cömertti. Yanında Resulullah anıldığında kendinden geçerdi; öyle ki ne sen onu ne de o seni tanırdı.
Safyan b. Süleyman; teheccüd ve gece namazını çok severdi.
Resulullah anıldığında o kadar ağlardı ki yanındakiler çıkar gider, onu kendi haline bırakırlardı.
İbn Sirin'in yanında Resulullah anıldığında sessizliğe bürünür, toparlanıp öylece kalakalırdı.
Sahabeden İbn Mesud: Resulullah "buyurdu" demezdi. Bir gün şöyle dedi; ter boşaldı, gözleri doldu, damarları kabardı. "İnşallah öyle buyurdu veya buna yakın buyurdu" dedi. Yanlış rivayet ederim korkusuyla tereddüt etti.