Her insana sadık bir dost lazım. Gerçi her dost güvenilir olmalı; ama bir dost, illaki çok ama çok güvenilir olmalı.
Danıştığında doğruyu söylemeli, düştüğünde ayağa kaldırmalı, ihtiyaç duyduğunda yanında olmalı.
Kimse yokken o var olmalı; gülümsemesini paylaşmalı.
Acı da olsa doğruyu söylemeli, vefalı olmalı. Yaptığı iyiliğin illaki karşılığını beklememeli.
Harama meyil ettiğinde seni uyarmalı.
NEDEN BİR EBU BEKİR LAZIM?
Zira Ebu Bekir (r.a.) sadıktı, sıddıktı, emindi, emanetçiydi.
Emanete çağırırdı. Haramdan nefret ederdi. Gönül insanıydı; harbiydi, gönüldendi. Dili yalanı sevmezdi. Dostunu en zor zamanında terk etmedi.
"Dostum hastaysa ben de hastayım" dedi. "Dostum sevinçli ise ben de sevinçli olmalıyım. Ölüm yatağında bile olsam dostum çağırdığında fırlamalıyım, yanında yer almalıyım." İşte böyle bir dost lazım. Bu ümmete, herkese bir Ebu Bekir lazım. Hz. Ebu Bekir'e benzer bir dostu, yâreni lazım. Dost mağaraya sığınmışsa o mağaranın ağzını kapatması lazım. Dost korkuyorsa dostun korkusu adına korkmak lazım. Dost yaralanıyorsa ölmek, candan vazgeçmek lazım.
HZ. EBU BEKİR'İ ÖRNEK ALMAK
O zaman gelin Hz. Ebu Bekir'e yanaşalım, birkaç saati onunla geçirelim.
SEVGİLİM BÖYLE EMRETTİ!
Hz. Ebu Bekir binekliydi, yuları elinden kaydı. Aşağı indi, yuları düzeltti. Yanındakiler "Biz inseydik" dediler. O şöyle cevap verdi:
"Sevgilim Hz. Muhammed (s.a.v.) bana böyle emretti; 'insanlardan bir şey isteme' dedi."
AH ŞU DİLİM AH!
Dilini tuttu ve ağladı. "Neden böyle yaptın?" dediler.
Cevap verdi:
"Beni tehlikeye sürükleyen bu dilimdir.
Zira bedende bulunan her organ, dilin sivriliğinden Allah'a şikâyet eder." HEY KUŞ! NE MUTLU SANA!
Sorumluluk duygusu zor ve ağırdır; kişiyi sarsar, silkeler.
Özellikle iman eden insan, her adımın hesabını yapar.
Hz. Ebu Bekir bu hususta en hassas olanlardandı.
Bir gün bir kuşu izledi; daldan dala konuyor, hürce ve özgürce uçuyordu. Bu manzara karşısında hüzünlendi, derinlere daldı ve şöyle dedi:
"Ey kuş! Ne kadar da mutlusun. Daldan dala konuyor, uçuyorsun.
Dilediğin yemişi yiyorsun.
Ne hesap var ne de azap...
Keşke ben de senin gibi olsaydım. Keşke bir ağacın dalında yer alan bir yaprak olsaydım da kuruyup gitseydim."
NEREDE İHTİŞAMLI ŞEHİRLER KURANLAR?
Minbere çıktı; Hz. Peygamber'in mescidindeydi.
Şöyle konuştu:
"Hani herkesi hayran bırakan o güzel yüzlüler?
Nerede gençliğine mağrur olan yiğitler? Nerede muhteşem şehirler kurup etrafını surlarla çevirenler?
Hani savaş meydanlarının unutulmaz süvarileri?
Zaman hepsini çürüttü; ne bir ses var ne de bir iz... Ey insanlar! Acele edin, zira ecel acele ediyor.
Aklınızı başınıza alın ve kendinizi kurtarın."
HZ. EBU BEKİR'İN MEŞHUR KASİDESİ
Yâ İlâhî! Azığı az olan şu garibe lütfunla bol bol ihsanda bulun. Ey Celîl olan Allah'ım, iflas etmiş olan bu kulun kapına sıdk ile gelmiştir. Onun günahı çok büyük bir günahtır, Sen o büyük günahı mağfiret eyle. O, garip bir şahıstır, günahkârdır, zelil bir kuldur.
Ondan; isyan, unutma, hata üstüne hata sâdır olmaktadır.
Sen'den ise, bol bol verdikten sonra bir de ihsan ve ikrâm zuhûr eder. O der ki: Yâ Rabbî! Günahlarım kumlar gibi sayısızdır. Bütün günahlarımı affeyle, hatalarımı güzel bir şekilde gizle, görmezden geliver. Yâ İlâhî! Benim hâlim ne olacak, hayırlı bir amelim yok?! Kötü amellerim pek çok, tâat ve ibadet azığım ise azın azı. Bütün dertlerden kurtararak bana âfiyet ver, her türlü ihtiyacımı gider. Benim hasta bir kalbim var, Sen ise hastalara şifâ verensin. Yâ Rabbî! Benim hakkımda ateşe:
"Serin ve selâmet ol!" de.
Hz. Halîl hakkında: "Ey ateş, serin ve selâmet ol, dedik" (el-Enbiyâ, 69) buyurduğun gibi. Sen Şâfî (Şifâ veren)'sin, Sen Kâfî'sin bütün mühim işlerde. Sen benim Rabbim'sin, Sen her hususta bana yetersin, Sen benim için ne güzel bir Vekîl'sin.
Ey Rabbim, ihsân hazînelerinden bana bol bol ikramda bulun, zira Sen çokça veren ve nihayetsiz kerem sahibisin. Kalbimden geçenleri ihsân eyle, bana en güzel şekilde hayır yollarını göster. Cennet'ine koyarak bizlere büyük bir saltanat ver ve böylece bütün korktuğumuz şeylerden bizi kurtar. Ey Rabbimiz, Sen kâdî (hâkim), münâdî de Cebrâîl olduğu gün. Nerede Mûsâ, nerede Îsâ, nerede Yahyâ, nerede Nûh?
Sen ey Sıddîk, isyankâr âsî!
Celîl olan Mevlâ'ya tevbe et ve bütün varlığınla O'na yönel!
ÇOCUKLARINIZA ALLAH'I ANLATIN
Okullara olan saldırılar ve orada hayatlarını kaybeden evlatların acısı her insanın yüreğini derinden sarstı.
Temiz yüzlü, melek gibi duru bu çocuklar, izahı zor bir çılgınlığın kurbanı oldular. En büyük tesellimiz, benzeri olayların bir daha olmayacağına olan güvenimizdir. İnşallah herkes elinden geleni yapacaktır.
Sevgili anneler ve babalar; evlatlarınıza yüce yaratıcıyı anlatın. Sevdirin, korkutmayın.
Dünyada sınandığımızı ve her hareketin öteki alemde ortaya çıkacağını anlatın; hem de anlayacakları en net ve duru sözlerle...
Onlara sorumluluğu anlatın. Bir insana verilecek zararın çok kötü ve kabul edilemez olduğunu zihinlerine yerleştirin. Sosyal medyadan uzak tutun; çocuklarınıza rol model olacak tarihi kahramanları tanıtıp sevdirin.
Fatih'in daha 20'li yaşlarda çağ açıp çağ kapattığını anlatın.
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin gibi gençlerin ahlakını anlatın.
Hz. Peygamberimizin peygamberliğini ilan ettiğinde bütün gençlerin onu desteklediğini anlatın.
Onları bilimsel çalışmalara yönlendirin. Siz bunu yapmazsanız, onlar kendilerine başka (ve belki de yanlış) örnekler edineceklerdir.
BİR HADİS
Allah'ın Peygamberi şöyle buyurdu: "Sizin en hayırlınız, hanımlarına karşı hayırlı olanınızdır." (Tirmizi)