Karşılıksız aşk, buz gibi duvara dokunmaktır. Gece olmuş, yatağınıza girmişsinizdir. Kafanızı duvara doğru çevirirsiniz. Sevgilinizin (sizin olmayan sevgilinizin) o pürüzsüz yanağında elinizi gezdirdiğinizi hayal edersiniz. Sanki o yanınızda yatıyor da siz onun güzelliğini seyrediyorsunuz... Halbuki gerçekte dokunduğunuz duvardır sadece. Zaten yanınızda olmasını istediğiniz insan da gerçek olamayacak kadar güzel değil mi ki? Gerçeğin hep böyle soğuk, kaskatı bir şey olması ne kötü. "Hayatta kendimi hiç bu kadar aciz hissetmemiştim" dedirtir.
Çok can yakar. Damar şarkılara bağlar.
Rockçısındır ama çaktırmadan Müslüm dinletir.
Hayatınızın önemli bir bölümünü hatta en çok gezip eğleneceğiniz, en mutlu ve en genç olduğunuz yıllarınızı pencere kenarlarında müzik dinleyip onun ne yaptığını düşünerek geçirmenize neden olur. Peki karşılıksız aşklar bize ne öğretir...
Kayıtsız şartsız sabretmeyi öğretir önce.
Sonra görünmez olmayı, köşelerden ustaca dönmeyi, gizli gizli insan izlemeyi. Dedektifliği öğretir. İsim, iş yeri, adres, telefon vs. bulma konusunda uzmanlaştırır.
Gözyaşlarını içeri akıtmayı öğretir.
O başkasıyla birlikteyken bile başın dik yürümeyi, kıskançlığını içine atmayı öğretir.
"O da seviyor mu?" diye sorular sorup beynini kemirmektense gidip öğrenmek, "Hayır" cevabını alınca da en kısa sürede unutmaya çalışmak. Senin verdiğin değeri sana verecek yeni bir aşkı adebiramaya koyulmak...
Onun için ölüp biterken aslında yüzüne sahte bir gülücük takıp, yalandan da olsa kahkahalar atarak arkadaş taklidi yapmayı öğretir.
Karşılık beklemeden de sevebilmeyi, dolayısıyla gerçek aşkı öğretir ve bu aşktan ölseniz de yanında belli etmemeyi...
Yanından sanki bir arkadaşmış gibi geçmeyi ve en çok yalnızlığı öğretir bu aşk.
Sessiz sedasız yalnız yaşamaktır. Güzeldir...
Kavga yok, gürültü yok, karşıt düşünceler yok, anlayış yok... Çünkü tek taraflı ya zaten bir gülüşle bin ölüş yok, yok, yok. Bazen "O" dediğin kişinin aslında yanlış insan olduğunu öğretir. Karşılıksız çekin öğrettiklerine benzer.
Boynunu büker, evine gidersin her gün onu düşünerek. Acı çekmeyi, kabullenmeyi ve unutmayı öğretir karşılıksız aşk.
DENİZ BİTTİ
Açık denizde geminin kaptanı ölünce Karadenizli diyerek Temel'i kaptanlığa getirirler... Bir gün, iki gün derken işler iyi gider. Fakat üçüncü gün sabaha karşı gemi karaya oturunca bütün tayfalar:
- ''Ne ettin de karaya oturttun gemiyi kaptan?'' diye sorunca, Temel cevap verir:
- ''Pen pişey etmedum... Denuz pitti...''
STALİN
Stalin fabrika işçilerine bir konuşma yapar: "Sovyetler Birliği'nde bizim için en değerli şey insan hayatıdır." Bu sırada salondan birinin öksürük sesi gelir.
"Kim öksürdü" diye sorar Stalin. Ses yok.
"Pekala o zaman NKVD'yi çağırın." Stalin'in polis teşkilatı NKVD, ellerinde yarı otomatik silahlarla girer ve fabrikadaki işçileri taramaya başlar.
En sonunda fabrikada 7 kişi kalır. "Kim öksürdü?" diye bir kez daha sorar Stalin.
Bir adam elini kaldırır.
"Feci şekilde grip olmuşsunuz. Hemen arabamı alın ve bir hastaneye gidin" der, Stalin.
TOM VE JERY
Belediyenin sağlık denetim timi çok sorun yaşadığı bir lokantayı kafaya takmış.
Kesin kapatmak için içeri girer. Tam o sırada içeride bir kovalamaca... Pattttt!
Garson bir fare öldürür. Sonra bir fare arkasında aynı hızla bir kedi, insanların önünden koşarak geçer. Hemen sağlık denetim başkanı: Tamam, tamam kapatın...
Tüm müşteriler dışarı. Kapıya bir mühür derken arkadan lokanta müdürü koşarak gelir.
- "Stop, stooooop, kestik!" diye bağırır.
Herkez şaşkın.
Lokanta müdürü saglık denetim başkanına dönerek:
"Napıyorsunuz kardeşim tam da filmin ortasında..." Bu arada bizim kediyle fare bir tur daha atar...
Lokanta Müdürü yine bağırır: "Tamam!
Tom tamam! Jerry! Siz de durun." Sağlıkçının biri yerdeki ölmüş fareye bakar ve müdüre bunu nasıl açıklayacaksın gibisinden kaş göz eder..
Müdür pişkin :) "Oğlum Rıfat! Dublör fareyi de alın burdan!"