Lütfi Albayrak

LÜTFİ ALBAYRAK

Anadolu’da bayram

Eklenme Tarihi 22 Nisan 2023

EBEBİŞ/ANKARAKIZILCAHAMAM:
Ankara Kızılcahamam'da çocuklar bayram namazı öncesi veya sonrasında bir araya gelir.
Çocuklar kendi aralarında bir ebe belirler. Ebe eşliğindeki çocuklar, mahalledeki tüm evlerin kapılarını çalar ve hep bir ağızdan "Ebebiş ebebiş, vermeyen çürük diş" tekerlemesini söyler. Ev sahipleri çocuklara "Ebebiş" yani harçlık veya şekerleme verir.
BAYRAM ÇIKARMA/KASTAMONU-TAŞKÖPRÜ:
Kastamonu Taşköprü'ye bağlı Kızılcaören Köyü, bayram günleri adeta dolup taşıyor.
Komşu köylerden birçok insan bayram namazı için Taşköprü'ye geliyor. Namaz çıkışında cami bahçesinde bir halka oluşturan erkekler öncelikle bayramlaşıyor. Taşköprülüler, köylerine gelen misafirlerden birkaçını evlerinde kahvaltıya davet ediyorlar. Kahvaltının ardından sohbetler ediliyor ve evin hanımları öğlen için yemekler pişiriyor. Hazırlanan yemekleri evin erkekleri cami bahçesine getiriyor ve kurulan masalarda ikramlar yapılıyor.
Yemeğin ardındansa misafirler kendi köylerine geri dönüyor.
BAYRAM KONATI/BARTIN:
Bartın'da halk arasında siniye 'Konat' denir.
Bartın'da erkekler bayram namazını kılıp, bayramlaşmaya başladıkları sırada cami hoparlöründen duyuru yapılır.
Duyuruda, bayram için konat yapılacağı ve saat kaçta başlayacağı belirtilir. Erkekler eve döner ve hanımlarının konat için yemekler yapmasını bekler. Hazırlanan yemekler konatta yani sinide caminin misafirhanesine götürülür.
Yöresel yemeklerin ağırlıkta olduğu konat, tüm köy halkı tarafından öğle namazının ardından yenir.
ÇOCUK SEVİNDİRME/ELAZIĞ-MADEN:
Arefe gününden bir gün önce çörekler ve şekerlemeler hazırlanır.
Arefe sabahı ise hazırlanan çörek ve şekerlerle birlikte aileler kabir ziyaretleri yaparlar.
Mezar başında dualar edilirken, çocuklara getirilen ikramlardan dağıtılır. Aynı şekilde kabir ziyaretinin ardından da çocuklara şeker verilir.
DEDE-SALINCAK KURMA/DENİZLİ-ÇARDAK:
Denizli'nin Çardak İlçesi'nde bayramların ikinci ve üçüncü günleri öğle namazının ardından gençler bir araya gelir.
Köydekilerin "Dede" dediği ağaca salıncak kurulur. Salıncak kurulduktan sonra çocuklara şeker ve çikolata dağıtılır.
Ardından salıncağa binen kişiyi diğerleri sallamaya başlar. Bu sırada ise maniler, tekerlemeler söylenerek eğlence arttırılır.
HELESA/SİNOP:
Helesa geleneğinin ortaya çıkmasıyla ilgili Sinop'ta yaygın olarak anlatılan bir efsane bulunuyor.
Fırtınalı bir günde, bir gemi Sinop limanına demir atmış.
Gemi haftalarca limanda kalmış ve erzakları tükenmiş. Geminin kaptanı yaşanan bu durumdan kurtulmak için bir şeyler düşünmeye başlamış. Gemiciler ellerinde fenerlerle kapı kapı gezip maniler söylemeye başlamış. Mani söyledikleri için de halk gemicilere para vermeye başlamış. Sinop'a bu gelenek halen yaşatılıyor. Ramazan ayında ve bayramda gençler fenerle kapı kapı dolaşır ve mani söylerler. Toplanan para ise bir hayır kurumuna bağışlanır.
ZİYRAT YERİ TOPLANTISI/KASTAMONUARAÇ:
Kastamonu'nun Araç İlçesi'nde yapılan bayram geleneği çok eski yıllara dayanıyor. Arefe akşamı köy halkı, helva ve ekmekler hazırlar. Bayram sabahı ise köylüler topluca kabir ziyareti gerçekleştirir. Herkes vefat eden yakınlarına, komşularına vs. dua ettikten sonra mezarlığın en yüksek yerine topluca çıkılır. Burada yosun tutmuş ve üzerinde isim bulunmayan bir mezar bulunmakta. Köylüler bu mezarın etrafında bir halka oluşturur ve imam eşliğinde dua etmeye başlar. Bu sırada gençler ise helvaları ekmeklerin arasında yerleştirir. Mezarlık çıkışında herkes hazırlanan helvalı ekmeği yer. (Söz konusu isimsiz, eski mezarın köye ilk yerleşenlerden kaldığı düşünülüyor.)
KAHKE/GAZIANTEP:
Kahke; su, yağ ve unla yapılan bir tür yiyecektir. Gaziantepliler, arefe günü kahkelerini hazırlar.
Hazırlanan kahkeler bayram ziyareti için gelenlere ikram edilir. Çocuklar da kapı kapı dolaşır, kahke ve harçlık toplar.

BAYRAM TADINDA ALKIŞLIYORUM
TEKİRDAĞ tarafından İstanbul'a doğru gelirken polis durdurdu ve ehliyet, ruhsat istedi. İnceledikten sonra "Ceza yazacağım" deyince babam atıldı; "Suçumuz nedir memur bey?" Polis, "Radara girdiniz beyefendi" deyince, babam tarihe geçecek şu cümleyi söyledi;
"Girdikse bozmadık ya içini; çıkarız!"
ÇİÇEKÇİNİN önünden geçerken karıma; "İçimden geldi sana çiçek alacağım" dedim mi? Dedim. Çiçekçiye indirim yapsın diye; "Ben senin devamlı müşterinim ona göre" dedim mi? Dedim.
Çiçekçi de karıma; "Ben abiyi tanıyorum; benden sık sık çiçek alır" dedi mi? Dedi. Peki karım sık sık alınıp da onun görmediği çiçeklerin nereye gittiğini sordu mu? Sordu...
ÜNİVERSİTE yıllarımdayız.
Güzel bir site. Isı yalıtımı mükemmel ancak ses yalıtımı nasıl diye merak etmemişiz.
Kız arkadaşıyla kavga etmiş olan arkadaşım bize geldi, sabaha kadar konuşup durumun müzakeresini tekrar tekrar yaparken bir yandan da içince saatin 03:00 olduğunu fark etmedik tabii. Zil çalınca saate bakıp şaşırdık, bu saatte kim olabilir diye.
Kapıdaki saçı başı dağınık ve pijamalı adamı tanımadım önce, taa ki konuşup sesinden alt kat komşum olduğunu çıkarana kadar. Kırmızı gözlerle bize baktı ve "O herif kızdan özür dilesin, siz de yatın artık!" deyip gitti.
Biz de kendisine hak verip yataklarımıza yöneldik.
ANNEMLE yürüyüşteyiz.
Bir ara yavaşlıyor. "Hayırdır, yoruldun mu?" diyorum.
"Hayır ama biraz yavaş yürüyelim, arkadan gelenler sevgili heralde. Kız "aşkım" diye konuşuyor. Ne konuştuklarını dinle, belki bir şeyler öğrenirsin" diyor.
Sen de mi annem yaa!
KARIM Alman ve Türkçe bilmiyor, ben de Almanca bilmiyorum. Çocuklarım İngilizce bilmiyor. Nasıl mı anlaşıyoruz? Ben karımla İngilizce, karım çocuklarımla Almanca, ben çocuklarımla Türkçe... Evde sorun yok da, bir de çarşı pazarda düşünün halimizi. Birleşmiş Milletler'in aile heyeti gibi geziyoruz.
En kısa zamanda Almanca öğrenmem lazım.
YAZIN plajdayım.
Yanımdaki şezlonglarda 4-5 yaşlarında çocukları olan bir çift oturuyor. Çocuk yere oturmuş kumları eşelerken, "Baba, sen annem olsaydın ya..." diyor. Baba okuduğu gazeteden başını hafif kaldırıp "Neden?" diye soruyor.
Çocuk kuma dalmış umarsızca "Hiiçç senin memelerin daha büyük, daha çok süt içerdim" cevabını veriyor.
Göz ucuyla bakıyorum, çocuk haklı gerçekten.

PİYANİST
Piyanist büyük konser için Viyana'dadır. Çok güzel bir konser sonrası soyunma odasına giderken yolda bir adam çiçeklerle yanına gelir ve:
- Bravo hemşerim. Karadeniz seninle gurur duyuyor.
Piyanist bunun üzerine çok şaşırır ve sorar:
- Sen nereden bildin benim Karadenizli olduğumu?
- Valla genelde piyanonun başına oturan piyanist, taburesini piyanoya doğru çeker. Sen piyanoyu kendine doğru çekince anladım.

NUR YÜZLÜ
Yıllar önce generallerin ülkemizi yönetmeye özendikleri bir dönemde öğrenci, yazar evleri aranmaktadır. Beş öğrencinin birlikte kaldığı eve ani baskın düzenler, kolluk kuvvetleri, başlarlar arama yapmaya, kayda değer hiçbir şey bulamayınca, beşinci öğrencinin çalışma masasının üst duvarında bulunan Karl Max'ın posterine gözü takılır kolluk kuvvetlerinden komiserin.
Sorar öğrenciye;
- Kim ulan bu!
İzinsiz arama yapıldığına bozulan öğrenci cevap verir.
- Dedem!
Komiser ellerini havaya açıp, "Hey yüce Rabbim böyle nur yüzlü bir adamdan, böyle bir torun" der.

MERCEDES
Dedesi, torununu gezdiriyordu. Önlerinden çok güzel bir otomobil geçer.
Dedesi:
"Bak yavrum 'düt düt' geçiyor.
Çocuk gayet sakin bir şekilde cevap verir:
- Dedecigim, o "düt düt" dediğin; sekiz silindirli, otomatik vitesli, doksan sekiz model bir Mercedes'tir.

TEMEL
Temel, New York'taki gökdelenlerden birinin 53. katında çalışırken aniden ayağı kaymış ve aşağı doğru uçmaya başlamış... 52, 51, 50, 49, 48...
Katları yıldırım hızıyla geçen Temel 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2...
Ve 1'inci kata geldiğinde kafasından şimşek gibi şu düşünceler geçmiş:
- Sağa çok şükür Tanrum, haburaya kadar sağ sağlim celduk... Birinci kattan düşsen de nasıl olsa pişeycukler olmaz...