Son günlerde Türkiye'de konuşulan başlıkların içinde belki de en az tartışılan ama en çok hissedilen konulardan biri bu. Avustralya'nın sosyal medya şirketlerine 16 yaş altındaki çocukların hesap sahibi olmasını engelleme zorunluluğu getirmesi, aslında sadece bir yasa haberi değildi. Dünyanın başka bir yerinde, çocukların ruh sağlığı ve güvenliği için atılmış net bir adımdı. Ve bu adımın yankısı kısa sürede Türkiye'ye kadar ulaştı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın, 15 yaş altı çocuklar için benzer bir düzenlemenin ay sonunda Türkiye Büyük millet Meclisi'ne sunulacağını açıklamasıyla birlikte tartışma bambaşka bir yere taşındı. Bu kez itirazlar, sert polemikler ya da alışıldık siyasi kamplaşmalar pek duyulmadı. Aksine, özellikle çocuk sahibi ünlü isimlerden gelen tepkiler dikkat çekiciydi. Birçok ünlü, bu haberi açıkça sevinçle karşıladığını söyledi.
Magazin dünyasında nadir görülen bir tablo oluştu. Normalde her konuda ikiye bölünen, aynı fotoğrafın altında bile tartışan isimler, bu kez benzer cümleler kurdu. "Geç bile kalındı" diyen de vardı, "Keşke daha erken olsaydı" diyen de. Ama ortak duygu aynıydı: Çocukları sosyal medyanın kontrolsüz dünyasından biraz olsun koruyabilmek.
Ünlülerin bu kadar net destek vermesi tesadüf değil. Çünkü onlar hem kendi çocuklarını korumaya çalışıyorlar hem de sosyal medyanın karanlık yüzünü en yakından gören kişiler. Bir fotoğrafın altına yazılan ağır yorumlar, yaşı küçük çocukların maruz kaldığı kıyas, zorbalık ve onaylanma baskısı, bu dünyanın görünmeyen ama en can yakan tarafı. Birçok ünlü anne baba, "Biz bile baş etmekte zorlanıyoruz, çocuklar bunu nasıl kaldırsın?" sorusunu açıkça dile getiriyor.
Avustralya'da alınan kararın altındaki gerekçe de tam olarak buydu. Mesele interneti yasaklamak ya da teknolojiden korkmak değil. Mesele, henüz kendini tanımaya çalışan bir çocuğun, yetişkin dünyasının acımasız diline savunmasız bırakılmaması. Türkiye'de gündeme gelen düzenleme de bu açıdan bir yasaktan çok bir sınır çizme çabası olarak okunuyor.
Elbette sosyal medya hayatın bir gerçeği ve tamamen yok saymak mümkün değil. Ama yaş sınırı koymak, en azından belli bir olgunluğa gelene kadar çocuklara zaman tanımak anlamına geliyor. Ünlülerin paylaşımlarında da bu vurgu öne çıkıyor. Kimisi "Çocuğumun çocukluğunu yaşamasını istiyorum" diyor, kimisi "Telefonla değil, oyunla büyüsün" diye yazıyor. Bu cümleler, sadece magazin dünyasından değil, sokaktaki anne babadan da rahatlıkla duyulabilecek sözler.
Belki de bu yüzden bu haber bu kadar sıcak karşılandı. Çünkü konu artık ekran süresi ya da uygulama adı değil. Konu, çocukların ruhu, özgüveni ve geleceği. Bu ay Meclis'ten nasıl bir karar çıkacak hep birlikte göreceğiz. Ama şurası net. Uzun zamandır ilk kez bir düzenleme, toplumun çok geniş bir kesiminde "iyi ki" duygusu uyandırdı. Ve bu da başlı başına üzerinde durulması gereken bir işaret.