Türkiye'nin en kronik, en tedavisi imkansız hastalıklarından biri yine nüksetti: Koşulsuz biat ve körü körüne kutsama ayini.
Bu ülkede muhalifler birini ya hak etmediği bir tahta oturtup göklere çıkarıyor ya da tek bir kalemde silip yerin dibine sokuyor. Ortasını bulmayı, rasyonel kalmayı, en önemlisi de soru sormayı bir türlü beceremiyorlar. İşte tam da bu yüzden, Haluk Levent ve kurucusu olduğu dernek üzerinden yürüyen son tartışmalar, aslında bir sanatçının veya bir sivil toplum figürünün çok ötesinde, toplumsal bir çürümenin vesikası niteliğindedir.
Savcılık dosyalarına giren iddialar, ifadeler ve belgeler havada uçuşurken, ortalığı derin bir sessizliğin ya da daha da kötüsü, organize bir savunma kalkanının kapladığını görüyoruz. Hukuki süreci elbette bağımsız mahkemeler karara bağlayacaktır; buna şüphe yok. Ancak ortada kamunun vicdanını, milyonların cebinden çıkan bağışları ilgilendiren bu denli büyük bir şüphe varken, hiçbir şey olmamış gibi ıslık çalıp yola devam etmek en hafif tabiriyle aymazlıktır.
DÜNÜN TETİKÇİSİ, BUGÜNÜN GÜNAH ÇIKARAN SÖZDE "AYDINLARI"
O dönem gözünü hırs bürümüşçesine, hiçbir mantıklı argüman aramadan bu ismi adeta bir "dokunulmazlık zırhı" ile kuşatan o meşhur ünlüler güruhunu hepimiz çok iyi hatırlıyoruz. Sosyal medyada parmak sallayan, şüphe duyan herkesi linç ettiren, o dönem adaletin ve rasyonelliğin önüne adeta barikat kuran o "aydın" ve "sanatçı" tayfası...
Şimdi ne mi yapıyorlar? Rüzgarın tersine döndüğünü görünce, o şaşaalı savunma kulelerinden birer birer inip, adeta birer "günah çıkarma" yarışına giriştiler.
Ama yağma yok! Bugün sergilediğiniz o yarım ağız pişmanlıklar, "Biz de yanıldık" edebiyatları bu toplumu aptal yerine koymaktan başka bir şey değildir. Günah çıkararak o dönemki körlüğünüzün, o dönem attığınız pervasız tweetlerin ve kamuoyunu manipüle etme cüretinizin üzerini örtemezsiniz. Bu geç kalmış, riyakar geri vitesleriniz yetmez!
Dost meclislerinde kurulan meslektaş dayanışması ya da "sanatçı dostluğu" adı altındaki bu kayırmacılık, kamuoyunun gerçeği öğrenme hakkını sabote etmiştir. Bir ismi peşinen aklamak için dün sosyal medyada siper olan bu ünlüler güruhuna sormak gerek: Sorumluluğunuz, gerçeğin ortaya çıkmasına mı yoksa kendi küçük elit çevrelerinizin statüsünü korumaya mı hizmet ediyordu?
İyilik, Kimseye "Sorgulanamazlık Zırhı" Bahşetmez
Açık ve net söylüyoruz: Bu ülkede hiç kimse, yaptığı veya yaptığını iddia ettiği iyiliklerin arkasına sığınarak eleştiriden ve sorgulanmaktan muaf tutulamaz.
Demokrasilerde ve ahlakın egemen olduğu toplumlarda kural basittir: Toplumun omuzlarında yükselenler, o topluma hesap vermekle yükümlüdür. Eğer sırtınızı halkın güvenine dayayarak devasa bütçeleri, milyonların umudunu yönetiyorsanız, o halkın en sert, en can sıkıcı sorularına da aynı şeffaflıkla cevap vermek zorundasınız. Unutmayın, bir ismi yargısız infaz etmek ne kadar yanlışsa, peşinen kutsayıp aklamak ve bunu bir de toplumsal baskı aracına dönüştürmek o derece büyük bir hatadır ve kamu vicdanına ihanettir.
Sosyal medyada yıllarca öyle bir "kutsallık iklimi" yaratıldı ki, Haluk Levent veya yapılan işlerin şeffaflığı hakkında en ufak mantıklı soru soran herkes anında "vicdansız", "hain" ya da "itibar suikastçısı" ilan edildi. Güven, sınırsız limitli bir kredi kartı değildir
"Ben geçmişte çok yardım ettim" diyerek bugünün hesabından kaçamazsınız. Güven, iğneyle kuyu kazar gibi bir ömürde inşa edilir; ancak tek bir şeffaf olmayan adımla, tek bir günde yerle bir olur. Artık kişilerin karizmatik figürlerinin, popülist söylemlerinin ya da onları koruyan ünlü kalkanlarının ardına sığınmayı bırakıp ilkeleri konuşmak zorundayız. Bunun aması, fakatı, istisnası yoktur. Kutsallık zırhı giymeye çalışanlar ve o zırhı öven ünlü şakşakçılar bilmelidir ki, kamu vicdanı hiçbir zırhı tanımaz.