Hukukun üstünlüğü, karanlık bir dehlizden geçiyor demektir.
Bu demektir ki, suçları ispatlanmamış binlerce insan, yok yere hapishanelerde çürüyor.
Her yıl Yargıtay'da 600 bin dosyanın biriktiği bir ülkeden bahsediyoruz.
Buna karşılık, bir yanda yargı siyasete soyunuyor.
Öte yanda siyaset yargıçlık yapıyor.
Kaybolan sadece hukuk değil, ülke huzuru, güven.
Korku ve paranoya ülkesi olduk.
Doğaldır ki, hukuk azalınca, kanunsuzluk çoğalıyor. Üstelik insanları kışkırtıyor.
Demokrasi inim inim inlerken, görüyoruz ki, güvenilir kurumlar içinde özel çeteler kurulmuş, telefonları dinliyor ve şantaj yapıyor.
Herkes elindeki kanunsuz gücün getirisini hesaplıyor.
Para; soysuzların dini imanı olmuş.
Bereket, hala adaletin peşinde koşanlar var.
Ahlaksızların karşısında duran.
Darbecilere, çetelere, puştlara direnen, hukukun son kuşları.
Namuslu polis, yürekli yargıç ve onurlu insanlar...
Onlar ki, insanlığın paradan çok şerefe, ülkenin kuşkudan çok gerçeğe ihtiyacı olduğunu haykıran insanlar.
Ülkenin bir yanı, "ekmek bulamayanlar pasta yesin. Hukuk bulamayanlar, birbirini yesin" dese de...
Ben hala otobüslerde büyüklerine yer veren çocukları gördüğüm zaman, saygı adına ne kadar umut duyuyorsam.
Çeteleri çökerten insanları gördüğüm zaman da...
Bu ülkeden ümidimi kesmemem gerektiğinin işaretlerini görüyorum.
O yüzden bu ülkenin en acil ihtiyacıdır. Yargıda devrim!