İlk dakikalarda durumunu rakibine kabul ettirme düşüncesinde bir Fenerbahçe.
Ayağa, bol paslı bir futbol anlayışı.
Üstelik duran toplarda, yeni varyasyonlar... Ama bir şeyler eksik.
Rakip alana hızlı bindirmeler yok.
Orta alandaki militan ruh kayıp.
Gözler, geçen hafta restore edilmiş Kanarya'nın kanatlarını arıyor.
Dia ve Gökhan Gönül'ün yokluğu çok şeyin sebebi gibi sanki.
Bekir ve Semih'in varlığı da...
Ayrıca Fenerbahçe'de tedirgin bir savunma duruşu mevcut.
Savunma dört yol ağzı, her yol Volkan'a çıkıyor. "Adam kaçırma" eylemlerinde baş oyuncu Yobo... 7. dakikada Yiğit Gökoğlan'ın Yobo'dan topu tereyağından kıl çeker gibi çekişi var ama vuruşu kıl gibi.
Semih'in kavganın şeklini değiştirmek için kılını kıpırdatmadığı ilk yarı. Forvetin ikinci hareket eksikliği de dikkat çekici.
İlk yarının başlangıcıyla, sonu arasındaki Fenerbahçe'yi tahlil etmem gerekirse. "Geçen haftanın kötü bir taklidi."
İkinci yarıda, Fenerbahçe adına yeni bir dayanışma gösterisi bekledim. Ama her pozisyonda mat olan Santos'un açtığı kapıdan Manisa'nın golü geldi. Manisa'nın direnci de bu golle bitiverdi.
Önce Alex'in penaltı golü, ardından Niang'ın golleri.
60. dakikadan sonraki bant yayınlarını bırakıp naklen oynamak, Fenerbahçe'nin dünkü galibiyetinin öznesiydi.
Ve Alex de Souza...
Dün gece çok kişilikti yine.
Takımın varolma sebeplerini oluşturan her eylemde onun izleri vardı.
Dün sahada bakımsız hakemliğin bütün hallerini sergileyen bir Kuddusi Müftüoğlu.
Herkes kendi yüreğinin hakimi olsa, adalet olurdu ama... Dünkü Kuddusi'nin ne düdüğünde adalet vardı, ne yüreğinde.