CAMLARDAN ecel teri gibi dökülür yağmur. Bazen de şehrin ciğerleri sökülür gibi. Gamsızlık yağmuru her şeyden kötüdür. Gazze'de bebeklerin üzerine bombalar "yağmur gibi" yağarken, içi boş dizilerin karşısında kendilerinden geçenler, "yağmurun" ne demek olduğunu, derelerin taşmasıyla, sokaktaki manzaraya şaşkınlıkla bakarak mı öğrendi?
Evleri su bastı, dere kenarındaki villalar yıkıldı, otomobiller yolların üzerindeki denizde yüzer hale geldi. Tamam, tarihi bir yağmurdu ama yıllardır küresel ısınma gerçeğini haykıranlara kaç insan kulak kabarttı?
"Sizler küresel ısınmayı masal saydıkça sizlerden soğuyorum" diyen tabiat ananın haykırışını duyan kaç kişi kaldı? Son mesaj daha etkili.
"Beni çocuklardan kiraladınız ama o çocuklara borcunuzu ödemediniz. Benden sonra tufan diyordunuz ya, alın size tufan!"
Bir zamanlar cebinden kırk yiğit çıkaran delikanlılar vardı. Yağmur en çok yoksul mahallelere yağardı da her yağmurda mahallenin boyası biraz daha akardı.
Temeli komşuluk üzerine kurulmuş ahşap evler. Top oynadığımız arsalar, deniz kıyılarındaki boş araziler doğmamış çocukların hakkıydı da yeni çocuklar doğdukça o arsalar da yeni sahiplerini buldu.
Ağaçlar bizleri ne çok şeyden koruyordu da bizler onları ateşten ve testereden koruyamadık. Sadece bizde değil bütün dünyada. Bazı bitkiler kökünü yaprağında saklar bazıları toprağında. Afrika kıtasının simgelerinden olan "Baobab" ağaçları bile aniden öldüler. Yaşları bin civarındaydı üstelik meyveleri ölümsüzlük iksiri içeriyordu. O ağaçların duyarsızlık cinayetine kurban gittiğine hiç şüpheniz olmasın! Bizim yakılan ormanlarımız gibi.
Tabiat ana gökyüzüyle kardeştir. Tabiatın gözleri dolduğu zaman seller götürüyorsa, tabiatın kafası attığı zaman yer yerinden oynuyorsa, tabiat ana gelecek zamanda çöllerin sıcak tülünü de boynumuza saracak. Ne yani insandan giden vicdan toprakta mı kalacak? Tabiatına uymaz!
"Dünya bir daha eskisi gibi olmayacak" diyorlar da yeni doğan çocuklardan başka masumiyeti kaldı mı dünyanın? Bu korkular ve görüntüler de birkaç gün sonra unutulur gider. Şimdi süt hala beyaz, yağmur hala ıslak diye şükredelim ve keşke her şey bu kadarla kalsa! "Umut nerede?" derseniz, bu nefret ve öfke yağmurunda umut sadece bebeklerin ilahi bakışlarında!
MUTLULUK TAKVİMİ
Evde ekmeğini kendin yap.
Komşuna yardım elini uzat.
Sorgula.
Çöpü yere atma.
Sen orada ağlasan
Burada yağmur yağardı
Ah gözümün bebeği
Güneş senle doğardı
Aşkın gözyaşlarını
Bir anda silmez zaman
Yaralı anılara
Elini sürmez zaman
Şimdi kim okuyor seni
Kimin dudaklarında
Ezber oldun kim bilir
Kimler aldı yerimi
Şimdi kimin gözlerine
Yağmur oldun kim bilir
Hakkı YALÇIN
Ahlaksıza konfeti yağmuru, çok daha büyük hasar verir!
Kütüphane
Kütüphane yeni ufuklara yelken açma duygusunu körükler. Sosyal medya oturduğun yerde pinekleme gerçeğini. Kütüphane kitap okuma duygusunu geliştirir, yerine yeni bir kitabın konulmasını sağlar. Sosyal medya çiçekleri köklerinden koparır gibi çocukların boğazını sıkar. Kütüphanede öyle kitaplar vardır ki başucunuzda olması zorunludur. Sosyal medyada öyle virüsler vardır ki çocukların ömrünün sonudur. Kitaplar sıkı dosttur. Sosyal medya şöhretli bir pespaye ya da fiziksel bir zibidi!