Biri 19 yaşında, diğeri 28 yaşında.
Ömürlerine bilet kesmişlerdi, yollarını kestim. "Nereye?" diye sordum, sesim dağılıp gitti.
Omuzları düşmüş, çaresizlikleri yere düşmüş, eğilip alan yok.
Yüzüme bile bakmadılar.
Politika onları kadersiz bir ölümün rüzgarına bırakmıştı, peşlerini bırakmadım.
28 yaşında olanın karısı 8 aylık hamile.
"Unuttuğun kimse yok mu?" dedim, gömleğinden çektim.
Kıblesi ölüme dönüktü, kabrinin taşına adını yazdırıyordu o sıra.
19 yaşında olan, günah defterine affedilmez bir imza atıyordu.
İkiz doğuruyordu ölüm.
Ölüm istekleri soğumuyordu bir türlü.
İşsizlik denen iblis, kaç zamandır bağdaş kurmuştu onların hanelerine.
Hayatın bütün kapıları kilitli.
Başvurdukları bütün kapılar yüzlerine kapalı.
Politikacılar için, işsizliğin hükmü yoktu.
Politikacılar, teröristlerle sevişiyorlardı kumrular gibi.
Yargı için reform istiyorlardı da, kendi insanlarından yaşamak hakkını esirgiyorlardı.
Ülkede tarihin en büyük işsizlik patlaması yaşanırken, politikacılar hayatlarını yaşıyordu.
Yarattıkları tek taraflı demokrasiyle.
"Sonsuzluk bizi bekliyor" dedi biri.
Diğeri kefenini üzerine giyiniyordu usulca.
Birden, içlerindeki yaşam ateşi söndü.
İkisi de ölüme döndü yüzlerini.
Onların çaresizliklerine kalem oynatmayan gazeteler, şimdi onları yazıyordu.
Birinci sayfalarını üç paralık kadınlara armağan edenler, üçüncü sayfalarını böyle kadersiz ölümler için hazır tutuyordu.
Onlar intihar etmedi...
O iki insanı işsizlik öldürdü, umutsuzluk.
O iki insanı, bu ülkenin acımasız politikası öldürdü.
Ölüm raporuna böyle yazılsın.
(Önceki gün işsizlikten intihar eden iki gencin anısına...)