Suskunluk nöbetinden geri dönenlere... "İşçiler isterse, dünyayı avuçlarının içine alır" dedim.
Ama aynı işçilerin, insanlık dışı ücretlerle çalıştırılmaya sesini çıkartmamasını ve Tekel işçilerinin üzerine biber gazı sıkılırken sessiz kalmasını düşündüm de. "Türkiye'deki işçiler, siyasetin oyuncağı olmaktan kurtulamaz" dedim.
Düşündüm de... Yüreklere korkuların üşüştüğü bir ülkede, cesaretin bir araya topladığı bu insanlar, korkuyu mu yendiler?
Yoksa istediklerinde ne kadar güçlü olduklarını gösteren fotoğraflar mı astılar duvarlara?
Amerika'daki büyük şehirlerde yüzbinlerce insan, "Bankalar bizi soyuyor" diye yürüdü. İngiltere'de deterjana yapılan zam için, işçiler ayağa kalktı.
Dünyanın her yanında işçiler, her türlü haksızlığın ve sömürünün karşısında durduğu için işçi. Sadece 1 Mayıs için değil.
Tarık Akan ve Genco Erkal'a baktım, yürüyorlardı.
Onlar hep aynı davanın adamları olarak kaldılar. Yürekli ve sanatçı. Şimdi politikacılara sırnaşan, geçmişi de, geleceği de soysuz şarkıcılara bakıyorum da. "Kim bilir kaç yetimin öksüzün hakkı gidiyor" diye, içim gidiyor.
Bütün insanların insanca yaşamaya hakkı var.
Özgürlük hepimizin hakkı.
İşçiler isterse, özgürlük bu ülkede kendini gösterecek cesareti de bulur. İşçiler isterse, devlet baba, damların üstündeki katilleri de bulur.
Bana dünden kalan en anlamlı gerçek, 1977'deki karanlığın üzerine, güneşin yeniden doğmasıdır.
O lekeli güneşin...