Bir de, oyundan eve geç dönen çocuklarına.
Bir insanın, bir insana kızması, şimdiki kadar kolay değildi. Şimdi Meclis'e bakıyorum da.
Ülke nöbetinde olması gerekenlerin, öfke nöbetlerinden, çocuklarımıza ne kalacağını merak ediyorum.
8 milyon emekli can çekişiyor. Öğretmenler, tarihin en acımasız hayat şartlarıyla mücadele ediyor. İşsizlik ülkenin en asli sorunu.
Üniversite mezunu gençler, garsonluk işini yapabilmek için yarışta.
Yoksulluğun hayat karşısındaki teslim olmuş hali, kimsenin umurunda değil. Ülkenin bütünlüğü her gün azalıyor.
Mahallelerde koro hayatlar vardı. "Birimiz hepimiz için." İyilik yapmak için, her zaman bir sebebi vardı insanların.
Dostluk, yakaya takılan çiçekti, Türk-Kürt ayrımının zerresi bile olmadan.
Ancak sevgiler için yanardı insanlar.
Aşk adına en güzel sözcükleri seçerken.
Bu öfke nöbetlerinin adına, "nefsi müdafaa" diyor parti liderleri.
Meclis'ten yayılan uğultunun, şehirlerde, sokaklarda ve hatta evlerin içinde yankılanmadığını sanıyorlar.
Bizleri, kendilerinin oyuncak askerleri sanıyorlar üstelik.
Ülke çürüyor.
Bu yangın içten içe sürüyor. İçine doğru yanmaya alışmış dağların, eninde sonunda patlayacağını hesaba katmayanlar.
Yaktıkça yakıyorlar üstelik.
Elbet bu zamanları da sorgular tarih.
Bu zamanın insanlarını da...
Bir zamanlar, insanlar başkalarını kurtarmak için kendilerini yakardı.
Koro hayatlarımız vardı, susturduk.
Kendimizi kurtarmak uğruna, birimiz hepimizi yaktık!
Hepimiz birimizi yalnız bıraktık.