Şarkı sözlerinin yazılı olduğu o kağıdı satardı.
İnsanlar satın aldıkları kağıttaki şarkı sözlerini ezberlerdi bir solukta.
Ve annelerin mutfak pencerelerinden duyulurdu şarkılar.
Cennet makamı...
Şarkılarda bir sihir vardı, notaların içine gizlenen.
Gramofonlu yıllarda şarkı söylemek sanattı.
O yoksul insanların hayatında ışıktı şarkılar.
Şarkıcılar aydınlıktı çünkü.
Ne uyuşturucu müptelası kadınlar vardı.
Ne gecelik ilişkilerin soysuz şöhretleri.
Ne gammaz vardı içlerinde.
Ne asker kaçağı.
Öğrenciler çiçekten kenar süsleri yapardı defterlerine. Günlük tutarlardı, yaşadıklarını belgelemek adına.
Radyolar vardı, şimdiki gibi beslendiği şarkıcıları el üstünde taşıyan televizyon sistemi yoktu. Şarkıcılara sanatçı denmesi o günlerden kalmadır.
Bir tanesinin bile politikanın himayesine girip, halkın sırtından geçindiği görülmüş değildi.
Onlar halkın karşısında eğildi, paranın ve soysuzluğun değil.
Şimdi herkes topukluyor, sorumluluktan kaçıp.
Cümlesi adalet ve demokrasi korsanı!
Birçoğu burnundan çekiyor hayatı.
Politika ve para hırsı aşkı da rehin aldı, şarkıları da.
Bu ülkeden asla bir Edith Piaf çıkmadı...
Çıkmayacak.