Bizden düşenleri başka çocuklar toplardı.
Utangaç sarmaşıklardık, gizli aşıklar.
Kızlara açılamazdık da, ülkemizi açıkça severdik! Meraklı mektuplar yazardık duvarlara, kaldırımlara şiirler.
Ekmekler küçülürken biz açardık isyan bayrağını.
Hayatın kan kardeşiydik.
Birimiz hepimizin can kardeşi.
Avazımız çıktığı kadar bağırırdık haksızlıklarda.
Yüzünde trompet çalardık kabadayıların.
Dağlar bizimle şakalaşırdı, bağlar bize verirdi üzümlerini.
Oylarını hep aynı partiye verirdi büyükler. Şerefe kadeh kaldıran şerefsizler vardı, politikaya atılırlardı seçim mevsimlerinde.
Biz kaybederdik, onlar kazanırdı.
Kadavra gibiydi gözleri, bizim gözlerimiz alarm verirdi, "Dikkat ülkeyi soyacaklar!" diye. Soyulurduk.
Her seçim sonrasında yeniden yola koyulurduk.
Mücadeleye başlardık şeytanlarla.
Gece yolcuları olurduk, dilimizde isyan türküleri. Adımızı okurdu devriyeler.
Biz yasak kitapları okurduk, inadına.
Anamız ağlardı da, bir çocuk nasıl gülerse anasına, öyle gülerdik.
Elimiz açıktı, yollarımız kapalı.
Sonunda geleceğimizi kilitlediler.
Paslı bir akrep ve yelkovanla, ihanete kurdular saatleri.
Karanlıklar aydınlıkları boğdu, ihanete gün doğdu!
Hayatın kan kardeşiydik, ölümün yakın arkadaşı olduk genç yaşımızda. Şimdi kolumuz kesik, kanatlarımız kopmuş, ama ülkeyi bölmek için basit nedenler arayanlara hala direniyoruz.
Kazanmamız mümkünmüş gibi, şeytanlarla hala sürdürüyoruz savaşımızı! Çünkü geride bıraktıklarımız.
Aslında hiç terk etmediklerimiz!