Yanıldık.
Ne mücardele ruhu, ne arkadaşlık bağları ne de milli formanın sorumluluğu.
Gördük ki, eğer açmasını bilmiyorsan kapılar duvar olur.
Eğer mücadele etmeyi bilmiyorsan, bütün ülke karşında durur.
Ve eğer çok zayıf bir rakip karşısında bile kazanmayı da bilmiyorsan.
Dünya Kupası hayalleriniz eski bir türkü olur. "Hepinizin resmini çıkarsınlar yan yana!"
***
Kazanırız gibi başlamakla, böyle bir maçtan "yenik gibi" ayrılmak, aslında kaybımızın ne kadar büyük olduğunu gösterir.
Maç boyunca pozisyonların ağzını aradık sanki. "Bizden gol olur mu?"
Rakip kale önünde pozisyona giren kargaşa içinde kaybolurken cevabı kendimiz verdik. "Biraz zor!"
Bilal'ın golündeki vuruş ustalığını tırnak içine aldım.
Ama Umut'un girdiği 4 pozisyonda soyunduğu role baktım.
Ona düşen değirmen taşı olmak!
Arda pozisyon tamircisiydi de, nerde İspanya'daki Arda, nerde milli takım forması altındaki Arda!
Sahada kim var ki zaten.
Eski bir türkünün nakaratı gibi. "Gökteki yıldızın üçü piyade... Yaşım küçük ama derdim ziyade..."
***
Letonya bir puan verdi. Peki, kim bu takıma final şansı verir?
Üstelik rakibimiz sayılan İzlanda yine kazanmışken.
Ve üçüncülük rakibimiz olarak Hollanda'yla baş başa kalmışken!
Elde var veda!
***
Birçoğunun apoleti rakip takıma bedelse...
Milli futbolcuları hangi tanıma sığdıralım?
Böyle bir kayıpla nereye sığınabilirler?
Kendileri cevap versin!
Aynanın karşısında!
***
Ve elde veda yoksa...
Utandırsınlar bizleri.
Görelim bakalım.
Yaratacakları mucizeyi...