Darağaçlarına fidanlar verdik.
Zor büyüttüğümüz insanların, kolayca ölmelerine izin verdik.
O yiğitleri hatırlayın, söğütleri.
Onları yargılayan mahkemeleri hatırlayın.
Sözde yargıçları...
Yargıçların arkasındaki apoletli kralları.
Birkaç kez yazdım, bir daha hatırlatayım.
1980 darbesinde Milliyet Gazetesi'nde karanlık odada çalışıyordum.
Muhabirlerin, mahkemelerden getirdiği filmleri yıkıyordum. O fotoğraflar, gözümün önünde duruyor hala.
Bir mahkeme salonu...
Aslan gibi delikanlılar, yalancı mahkemede idama mahkum edilmiş.
Kararı askeri yargıç okuyor. "Toplu idam!"
O korkusuz yiğitler, mahkeme salonunda marş söylemeye başlıyor.
Ve marşlardan bile korkan inzibatlar, ellerini gençlerin boğazına sarıyor, susturmaya çalışıyor.
Düşünüyorum da...
Haksız yere asılan delikanlıların ruhları haykırıyor bugün.
Ve o yargıçların, kendi günahlarına kırmaları gereken kalemlerin ucu, şimdi darbeci ruhun temsilcilerine batıyor.
Benim için asker, dağda nöbet tutandır.
Vatan evladıdır.
Benim için asker, sözünün eri, adaletin temsilcisi olandır.
Korkan ve kendini kurtarmak için, cümle alemin önündeki konuşmaları bile saklayan adam değil.
Sadece maçlarda haykıran adamların, heybetinin içinin kof olduğunu görmedik mi?
Birbirinin ipliğini pazara çıkaranlarla, yola çıkabilir mi bu ülke?
Bu ülkenin ne askerine güveniyorum artık, ne politikacısına.
Ben sadece ülkenin ruhunu temsil eden, yiğit insanlarına güveniyorum.
O yüzden... Bugün dokunulmaz olan politikacılar da, sonsuza kadar dokunulmaz kalamayacaktır.
Bugün yetimin öksüzün, işçinin, memurun, öğretmenin ahları da, yarın onlardan çıkacaktır.
Hatırlatırım!