Bizim doğduğumuz yerlerde yabancının biri gelir, yoksul çocukları kamyonete doldurur.
Sonra her birini "bayramlıklarını" giymiş biçimde geri getirirdi.
Ne din üzerinden siyaset vardı o zamanlar.
Ne cehaletin bu denli kökleşmiş hali.
Aileler çocuklarını "Bakanlara çağrı" yapılmasına gerek duymayacak kadar güven içinde büyütüyordu.
Şimdi çocuklarımız katlediliyor, kayboluyor. Sonrasında feryat figan!
TBMM Kayıp Çocuklar Araştırma Komisyonu Başkanı Halide İncekara önce yetkililere isyan ediyor. "Ey Bakanlar" diyor.
Bakanlar kendi meselelerin dışındaki gerçeklere bakmayanlar aslında.
Sonra "Ey basın" diyor, "Bu öneriler üzerine Meclis avazı çıktığı kadar bağırdı, siz ne yaptınız?"
Basın için çocukların gülmesi değil, ölmesidir haber olan!
Ölmeye çeyrek kala manşetler atılır.
En sonunda da aileler nasipleniyor feryatlardan. "Sen bu çocuklara bakabilir misin?"
Sonra da biz soralım soruları.
Aileler kadar devlet sorumlu değil mi, bu bakılma meselesinden?
Ve sokaklara dönelim.
Sokaklar dilenen çocuklarla dolu.
O çocuklar her biçimde "Kayıp!"
TBMM Kayıp Çocuklar Araştırma Komisyonu, gözlerinin önündeki kayıplar için ne yapıyor?
"Çocuklara çığlık atmayı öğretin" diyorlar aklı selim yetkililer!!! "Kaçırılırken bağırsın!" Şaka gibi!
Soralım bakalım. "Çocukların güvenliğinden sorumlu olan yetkililer bu meselede hangi kuyudan su çekiyor?"
Cahil toplum üretimi körüklenirken.
Çocuklara sadece 23 Nisan'da göstermelik bir değer verilirken.
O çocukların eğitim eşitliğine bile sahip olmadıkları ortadayken.
Sayın Halide İncekara, Bakanlara sadece kayıp çocuklar için çağrı yapmakla vicdanını rahatlatmış sayıyor mu?
Çiçeklere kuruduktan sonra su vermenin alemi yoksa...
Çocuklar katledildikten sonra çığlık atmanın da bir yararı yok!
***
Basın özgürlüğü
Yurtdışından gelen övgüleri nasıl baş tacı ediyorsak, eleştirileri de doğruya yönelmek için kullanmalıyız.
Avrupa'daki 42 ülkeden sadece Türkiye, "basının özgür olmadığı ülkeler" listesine düştü. "Türkiye'de basın özgür değil."
Basının özgür olmadığı bir yerde, hiçbir şey özgür değildir. Hiç kimse!
***
6 yaşındaki Gizem'in katili intihara kalkıştı. Utanç değil korkudandır!
***
Duydum aşık olmuşsun
Ayakların yerden kesilmiş
Sadece sevdamı değil
Günaydınlarımı da çalmış
Adamın biri
Sevdamı çocuk gibi
Büyütürsün sanmıştım
Seni yol arkadaşım
Can yoldaşım sanmıştım
Dünya hali böyle
Herkes bir kalbe sığar
Sen yeni şarkılar söyle
Yağmur kendine yağar
Bize düşen
Mutluluğunu kutlamak
Gözlerinin şerefine
Son bir kadeh kaldırmak
Hakkı YALÇIN