Kalbimin dilek ağacına senin fotoğraflarını asmıştım ki, mektubun geldi.
Cennette böyle.
Türkiye'den deprem çocukları geldi.
Cılız, bakımsız çocuklar.
Hala toprak kokuyorlar.
Niye öldüklerini sordum.
"Büyüklerimiz istediği için" dediler.
O gece bütün çocuklar, melek ablalardan habersiz "büyüklere ah ettik!"
Çünkü bizim vatanımız cennet!
Bizlere hayatı cehennem eden Türkiye Cumhuriyeti değil.
Kendi ülkemden gelen ölümlerin arkası kesilmedi.
Tramvayın altında kalan iki öğrenci, kaç gündür arkadaşlarını bekliyordu.
16 yaşındaki Buket de önceki gün geldi.
Ailesinin fişini çektiği söyleniyormuş da; "Hayır" dedi "fişimi ailem çekmedi."
"Benim fişimi, mahalle aralarına tramvay yolu döşeyenler çekti."
Suçluların da isimleri haykırdı, bütün cennet duydu.
İsterdim ki, çocuklar ölümle anılmasın.
Ama bilsinler ki...
O kibirli suçluların da, cennette yer bulacağı sanılmasın.
Önceki gece rüyamda güvercinlerin mermi taşıdığını gördüm.
Kimseye söylemedim.
Deniz kabukları bizi dinliyormuş.
Üstelik bütün balıklara dinletiyormuş.
Çok ayıpladık.
Sizin demokrasinizde bunlar ayıp değil ama.
Nubar Terziyan'la buluştuk.
İçindeki defineyi boşalttı.
Türk-Ermeni-Kürt ayrımı olmayan bir sevgi hazinesi..
Birbirinden hiç ayrılmamış iki yıldızı bulduk.
Bunu nasıl başardınız diye sorduk da... "Sevgiyle" dediler.
Sınırları kan dökerek çizenlerin dünyasında, cennet sadece çocuklara kalacak haberiniz olsun.
Çocuklara aşkı öğreten sokakları kirletenler.
Bütün ağaçları kesip binalar dikenler, kuru bir çay yatağına döndürdüler ülkemizi.
O yüzden çocuklara bir şey bırakmadılar Hakkı Baba.
Sen bile bizi bıraktın, eskisi kadar yazmıyorsun artık.
Sitemim sevgimdendir, kusuruma bakma.