BAHAR gelmiş dağlarıyla tanıdım memleketimi, denizleriyle, yere düşeni kaldıran insanlarıyla.
Kitaplara yakışan onurlu hayatlarla.
İyilikle güzellikle dolu yüreklerin cennetine merdiven uzanırdı denizden.
Her insanın içinde başka insanlara yer vardı da kötülüğe yer kalmazdı o yüzden.
Nasıl da aynıydık birbirimize!
***
Hiçbir şey tarihimizden güçlü değildi.
Sevdanın anayurdunun bizlere sevmeyi buyurduğunu erken yaşta öğrenmiştik.
Kimin nereli olduğuna bakmazdık.
Mahalleye yeni gelen yabancılara bir yerlerden aşinaydık sanki.
Hepimizin ana dili sevgiydi.
Nasıl da kaynardık birbirimize.
***
Sefalete el uzatmayı da ibadet bilirdik.
"Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir" gerçeği o zaman yürürlükteydi.
Masamızda sıcak bir çorbamız varken, "Allah olmayana da versin" demekle kalmaz, çorbamızı olmayanların kapısına götürürdük.
Kaderin omuzlarına yaslanırken!
Nasıl da ağlardık birbirimize.
***
Başımıza bir şeyler de gelirdi, oturduğumuz evlerin içini bile sırılsıklam ederdi yağmurlar.
Salgınları da gördük yangınları da.
Kolerayı da gördük depremleri de.
Doğal afetler bütün toplumların merhamet sınavı, her türlü şartta direnen onurlu insanların da yaşama sanatıydı.
Nasıl da bağlıydık birbirimize.
***
Sosyal terbiyenin değerli olduğu yıllar.
Babalar her ay sonunda elde kalanı sıfırla toplayıp umutla çarpardı.
Sadece kendi çocuklarına değil, mahallenin bütün çocuklarına pervane olurdu anneler.
Hepsi de çocuklarına haksızlığa karşı kalabalık olmayı öğretirdi, akvaryumda balık olmayı değil.
Anamızı ağlatanları güldürmemek için fıkralar anlatılırdı geceleri.
Ama kara haber gelmeye görsün!
Nasıl da yanardık birbirimize.
***
O güzel insanları şimdi deprem felaketinde koştururken görebiliyorsak umut her zaman vardır. Onlar hayat görevlileri, insanlık sanatçıları.
Biriktirdiği harçlıkla aldığı kol saatini depremzedelere gönderen 7 yaşındaki kız çocuğundaki merhameti geleceğin güvencesi saydım.
İstanbul Güngören'deki yardım tırına evinden getirdiği yarım şişe zeytinyağını "bu da benden olsun evladım" diyen kadını gözlerimle gördüm.
Onlar insanlık adına bir adım atmanın değerli olduğunu bilen iyilik meleklerimiz.
Her felakette ne kadar yaşlansak da umutların yaşlanmadığını görüyoruz.
Nasıl da aynayız birbirimize!
Canımın yarısıydın
Alnımın yazısıydın
Gidişine ağlamıştım
Dönüşüne sevinmedim
Aşk zamanla değişiyor
Ateş söndü kül üşüyor
Bir zamanlar göğsümde
Saplayıp unuttuğu
Hançeri o taşıyor
Biz bu yalan dünyanın
Yanan kulları
Bir of çeksek dağlar
Yerinde durur
Böyle sevdik diye
Hor görmesinler
Aşkın cennetinde
Yanmaktır gurur
Hakkı YALÇIN
MUTLULUK TAKVİMİ
Çocukları haberlerden uzak tut.
İyilik yapmak için neden arama.
Her şeye karşı hazırlıklı ol.
Mademki toprak ana! O ananın da ellerinden öpmeliyiz!
Araf!
Böylesine bir dönemde bile hala siyaset yapanlar varken, kötülük kana karıştıysa onlar için yapacak bir şey yoktur.
Kötülükleriyle gurur duyanlar bizi duymaz olabilir ama bu dünyada şerefle bitirilmesi gereken en ağır ödev hayattır.
Düşünceler "karşı taraf" olsa da!
Herkes aynı Araf'ta.