GEÇENLERDE oturduğum mahallede adamın biri yanıma yaklaştı "çok merak ediyorum" dedi, "zenginlerden ne istiyorsunuz?" Daha önce yazdıklarımdan rahatsız olmuş bir hali vardı da "namuslu zenginlerden istediğim bir şey yok ama namussuz zenginlerden alacaklarımı istiyorum" dedim.
"Ne alacağınız olabilir ki!" diye karşılık verince, "keşke bunu anlayabilecek bir yüreğe sahip olsaydınız" diye karşılık verdim.
Şöyle bir durdu etrafını kolaçan etti.
Sokak hayvanları vardı parkta, masalarda oturan birkaç kişi. Adamda yarattığım buhranı çözmeye çalıştım, "herhalde" dedim "kafama atacak bir taş arıyor.
Konuşmaya devam etti, "peki" dedi, "her istediğinizi alacağınızı mı zannediyorsunuz?" "Bizim haklarımızın ödenmesi mahşere kaldı" diye karşılık verdim.
"Boşa kürek sallıyorsun" diyecek bir cümle bekledim gelmedi.
Ben noktayı koydum. "Onların yaşarken bizlerden çaldıklarını geri alacak ölüm." Böyle bir adamdan da ancak böyle bir cevap gelebilirdi, "oohoo kim öle kim kala."
***
Onda bendeki "duyguları" kontrol altına alabilme becerisi yoktu, bende de böyle bir adamla uzlaşmaya varmak gibi bir düşünce mevcut değildi.
Muhabbet tıkanırken, "siz vicdansız zenginleri sevmeye devam edin" dedim, "ben onurlu yoksulların tarafında durmaktan asla vazgeçmeyeceğim." Adam ardına bakmadan çekti gitti.
***
Düşündüm de bizler paranın özne olmadığı güzel yıllar yaşadık.
Karşılıksız iyiliklerin sessiz film karelerinde gördüklerimizi de hiçbir zaman unutmadık.
Yoksul mahallelerde sabahları "fazla yumurtanız var mı?" diyen insanların eli boş döndüğü görülmezdi.
Her cuma yetim yemekleri çıkardı evlerden, komşular dertleşmek için kapıların önüne çıkardı.
El uzatmak erdemdi, alt kültürü aşağılayan kibirli duruş hayata geçirilmemişti henüz.
Her şeyden önemlisi yalanın bu kadar itibar görmesi mümkün değildi.
Ne zaman ki birileri paranın karşısında eğildikçe eğildi, ondan sonra tufan başladı.
***
Kötü zenginliğin elindeki paralar onurlu yoksulları yaraladı.
Yetmedi, onlar suçlanmamak için haksız yere suçlayanların saflarında durup masum insanları karaladı.
Hepsi de parayı buldu.
Sanırım oturduğum mahallede yanıma gelen adam da helalinden para kazanmayan "etiketçilerden" biriydi.
Öyle ya namuslu bir adam benim yazılarımdan niye alınsın?
***
Ahlaksız paranın bir dili vardır, birbiriyle tokalaşan kirli elleri sever.
Ahlaksız paranın kanlı gözleri vardır bir türlü doymaz!
Benden duymuş olun; "ahlaksız para ahlaksızların apoletidir."
Kaçıncı saati
Bu yalnızlığın
Bende ayrılığın
Yorgun hali var
Nasıl yenik düştük
Bilemiyorum
Yüreğimin sana
Dargın hali var
Yağmur beni izliyor
Sokaklar ıslanıyor
Hala bütün şarkılar
Senin için çalıyor
Görmediğim şehirde
Sana dokunmalıydım
Bu hasret akşamında
Yanında olmalıydım
Hakkı YALÇIN
MUTLULUK TAKVİMİ
Büyük bir mağazada müşteri gibi dolaş.
Sokaktaki kadından çiçek al.
Kilo vermeye çalış.
İçin için ağlayan şarkıların içindedir aşk.
ALIŞKANLIK!
Annelerinden uzakta yaşayan çocuklar yaz tatilinde anneyi ziyarete gelir.
Hediyeler, hoş bir sohbet derken anneye hiçbir iş yaptırılmaz.
Yemekten sonra çocuklar mutfağa girip bulaşıkları yıkar kurular ve yerleştirir.
Anne mutfağa sokulmaz.
Çocuklar büyük bir huzur ve mutlulukla evden ayrılır.
Anne çocukların gittiğinden emin olduktan sonra mutfağa girer ve bulaşıkları yeniden yıkar.