BAYRAMDA çocukluğumun ve gençliğimin en güzel yıllarını yaşadığım Merter Tozkoparan'daydım.
"Kentsel dönüşüme" bile sokmadan yıkılan evlerden kalanlara baktım, insanların çaresizliğine. Çoğunun gözlerindeki ışık sönmüş.
Önümüzdeki hafta evi yıkılacak olan emekli bir arkadaşımın, "4 litre benzin aldım yıkılan evimin ortasında kendimi yakacağım" dediğini duyduğumda kahroldum.
Bunu söyleyen aklı başında görmüş geçirmiş ama çaresizliğin kendisini ele geçirmesine karşı koyamamış biri.
***
Zaten yoksulluk sınırının altında yaşayan o insanların hayatlarını nasıl devam ettirecekleri konusunda yol gösteren yok. Kiralar insanlığın dışına çıkmış dur diyen yok.
Çaresizliğin adı ölüm olarak dışa vurursa, o gariban insanlar da karşılık olarak "canımız emrinize amade" notunu iletir. İnsanın ciğerini yakan bir ödeşme biçimiyle!
***
Merter Tozkoparan konum itibariyle İstanbul'un en güzel semtlerinden biri.
50 yıldır hiçbir yatırım yapılmasa da yeşillikleri ve kalan son güzel insanlarıyla sefaletin içinde bile mücevher gibi parlıyor.
O semtin insanları tarih boyunca birbirinin halinden anladı, olan olmayana verdi. Herkes birbirinin çocuğunu korudu kendi çocuğu gibi.
Delikanlı ruhun, mertliğin ve sadakatin sembolü olan bu semtte sonraki zamanlarda insan profilleri değişti. Suç oranlarının yüksek olduğu bir ortamda meydan torbacılara kaldı.
Gençliğimizde yürürlükte olan insani değerlerin hükmü kalmadı.
***
Yıkılan evlerin yerine yenisi yapılacak ama yapılacak evlerin gerçek sahiplerine teslim edilmesi konusunda şüpheler büyük.
Projesi belli olan lojmanlar ve otoparklar kim bilir kimlerin evinin yerini alacak da o evlerin gerçek sahipleri ne olacak?
Soruların cevabı yok. O insanların yanlarında duran kimse de yok.
***
Benim Tozkoparan'a borcum var, çocukluğum hala o sokaklarda geziniyor.
Yıkılan evleri gördüğüm zaman ciğerim yanıyor. Bir daha bulunmayacak arkadaşlıklar, sevgiler saygılar o taş yığınlarının altında kaldı.
O evlerin hangi şartlarda nasıl ödendiğini biliyorum. Bugün evleri yıkılan insanların çoğu çocukluk arkadaşlarımın çocukları.
Onlar için haykırmak boynumun borcu!
***
Çocukluğumuzda pembe bir vapurdu hayat, sevda ve merhamet yolcularını taşırdı da şimdi tüm seferler iptal.
İnsanların yoksulluğu ve çaresizliği hala bu dünyada para ediyorsa, vicdan vapurlarının modası geçmiş demektir.
Ama bilinmelidir ki bizim gibi eski moda insanların yürüyüş düzeni hiçbir zaman değişmeyecektir.
MUTLULUK TAKVİMİ
Hak etmediğin hiçbir şeyi kabul etme.
Empati yap.
Vicdanını sorgula.
Semtine sahip çık.
Hayat görünmez ufukta
Umutlar hep karanlıkta
Sırtımızdan vurulduk da
Ölmüyoruz ölmüyoruz
Kan yağıyor gözümüzden
Dert damlıyor yüzümüzden
Namus bildik sözümüzden
Dönmüyoruz dönmüyoruz
Günler geçti beklemekle
Derdi derde eklemekle
Her akşam kuru ekmekle
Doymuyoruz doymuyoruz
Hakkı YALÇIN
Ne gariptir ki sadece ölmemiş olmak bile hayatın ödülü sayılıyor.
Dört günlük bir şey!
Bodrum'un Çeşme'nin sükseli
duruşuyla insanlara yaşattığı eziyet,
birilerine "harika bir tatil" gibi görünebilir
ama bayramda İstanbul en güzel tatil
beldesi gibiydi. Trafik yok, gidilen
yerler bir yürek mesafesi. Deniz kıyıları
insanlara eşit.
Yiyecek mekanlarının "kazık fiyatları"
alışılmış bir şey ama mutlu olmak isteyen
insanların öyle yerlerde gözü yok.
Onlar "dört günlük bir şey"
yaşadıkları için bayramda İstanbul'u
boşaltanlara teşekkürlerini sundu.