Bundan 40 yıl kadar önce magazin muhabirliği yapıyordum. Sinema emekçilerinden biri ölmüştü de Şişli Camii'nde cenaze namazı kılınıyordu. O sırada sinema sanatçısı rahmetli Nubar Terziyan camiye geldi. Şimdiki gençler tanımaz ama Yeşilçam'ın en nazik emekçilerinden ve içimizden biriydi. Filmlerindeki rollerin de tam adamı. Müslüman cemaate duyduğu saygıya mahsuben, pırıl pırıl giysileriyle cenazede tek başına saf tuttu. Çektiğim fotoğraf hala gazetedeki duvarımda çerçeveli.
Liseyi bitirdiğimde üniversitede okuyabilmek için işe ihtiyacım vardı. O zamanlar mutfaktaki gaz tüplerinin basıncını ayarlayan dedantör atölyesinde işe başladım. Patronum Ermeni'ydi Koko Usta. Daha işe başladığım gün sigortalı olmamı sağladı. Okulu bitirmemde ilk fotoğraf makinemi almamda emekleri büyüktü. Oysa Milliyet Gazetesi'nde işe başladığım 1979'dan 1982 yılına kadar sigortasız çalıştırıldım. Yerimde olsanız hakkınızı kime helal edersiniz?
Marc Aryan 60'lı yıllarda ülkemizde yaşamış Ermeni bir şarkıcıdır. Qu'un peu d'amor adlı şarkısı sonraki yıllarda Alpay'ın okuduğu "Eylülde Gel" şarkısının orijinali. Marc Aryan, Türk popu için özel biriydi ve Fransızca şarkılarıyla ülkemizde çok sevildi. Çünkü iyi bir insandı, sanatçıydı zarifti. Youtube'da bu şarkının videosunun altında yıllar önce yazdıklarım duruyor.
"Bu insanlar bizim dünyamızı güzelleştirmek için şarkılar söylediler, zarafet gösterdiler. Her yerde her biçimde saygı gösterdiler. Onlar 60 yıl önce postaya verilmiş de şimdilerde bile elimize ulaşan kartpostallardır. Saygının mimarları sevginin ustaları. Onlar bizdi biz onlardık. Biz insanları severken nüfus cüzdanlarına bakmamayı çocukken öğrendik. Bu şarkılarla."
O şarkıların dillerde olduğu yıllarda ilkokulu Burgazada'da yatılı okudum, Rum ve Ermeni arkadaşlarımla birlikte. Her sabah bahçelerden topladıkları çiçekleri getirirlerdi bizlere. Harika yıllardı, hiçbirimizin gözünde ve gönlünde ayrımcılık yoktu.
Anaç ve aydın öğretmenlerimiz hep güzel şeyler aşıladılar bizlere, sevgiyi saygıyı öğrettiler, vicdanların sesini dinlemeyi. Türk-Kürt-Ermeni, Rum ne fark eder ki. Sefaletin elini tutup birlikte nöbet tutardık kardeşliğe barışa.
Lisede, üniversitede Kürt arkadaşlarımla birbirimize can verme yarışındaydık, hala öyleyiz. Ve hala "Gül ağacı değilem her gelene eğilem" türküsünü söylüyoruz birlikte.
Önceki gün maziden kanatlanan bir kuş geldi omuzuma kondu. Hatıralar tarlasında dolaşmış da birkaç fotoğraf bıraktı siyah beyaz! O fotoğrafların altında el yazımızla imzamız duruyor. "Bizler dil, din, ırk farkı bilmeyiz!" Ve geçmişe bindiğimiz trenlerde hala el sallıyoruz birbirimize.
Belki de veda niyetine!
MUTLULUK TAKVİMİ
Filmi dikkatli irdele.
Sahaflarda eski kitap ara.
Arkadaşını iyi seç.
Kibar ol.
Özgürlük tutkusu
Sarar herkesi
Uyuyan kalplerin
Uyandığı gün
Sokaklara sığmaz
İsyanın sesi
Bıçağın kemiğe
Dayandığı gün
Sabırlar tükenir
Gün gelir elbet
Yumruklar sıkılır
An gelir elbet
Bizim de sesimiz
Duyulur elbet
Bıçağın kemiğe
Dayandığı gün
Hakkı YALÇIN
Darağacını ağaç yapan aslan gibi yiğitlerin boynudur!
Denesinler!
Bir memlekette kadınlar erkeklerden daha yürekliyse, o memlekette erkeklerin etek giymesi asla hakaret sayılmaz. Kadınlığı küçük düşürmek adına 'etek giyme bahsine' tutuşan erkeklerin yumurta topuklu ayakkabılarına isimlerini 'rujla' yazdırmaları daha erkekçe bir öneri sayılır.