tek yürek olduğu anlarda, sistemin acımasız katilleri Taksim'deki otelin damından, işçilere kurşun yağdırdı.
Yıl 1977...
Yaralı ve ölülerini meydanda bırakıp, siperlerine çekildi işçiler.
Sonra kabuğuna çekildiler.
Ezildikçe ezildiler.
12 EYL 1980 plakalı tanklar ve sonraki hükümetler tarafından...
Alın terini reddedip, popüler yavşaklara ve mankenlere teslim olan medya tarafından.
Oysa o yıllarda, işçilerin saflarını tutan bir medyası vardı ülkenin. İşçiler de hep bir ağızdan söylerdi türkülerini.
Sonrasında kavgaların inancını haklı kılan güçleri kayboldu gitti.
Emek ve alın teri masalı yan yattı.
Ama bir gerçek var ki... İşçileri en çok, işçi siyaseti yapan sol partiler sattı.
Dünyanın yüz yıldır kutladığı bir günü kutlayacak güçlerini bile kaybetti işçiler.
O yüzden, bugün Taksim'e izin verenlerin, işçilerin kalbinde özel bir yeri olmalı.
Başbakan Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve İstanbul Valisi Muammer Güler'in...
Bugün, bir gücün gösterisini değil, emeğe saygının değer bulacağı bir günü yaşayacak işçiler.
Onlar ki, memleketinin kanlı tarihini bağışlamayan işçiler... Öğrenciler, memleketin insanları.
Onların bugünkü haykırışları, insanca yaşamaya ve barışa yönelik olacak.
1 Mayıs'ın o işçilere bu yıl borcunun bir kısmını ödeyeceğini sanıyorum.
Çünkü 2010 yılında Taksim'e çıkmasına izin verilen işçiler...
1977 yılında katledilen, ardından da 12 Eylül'de postallar altında ezilen babaların çocukları.
Onların bu memleketten alacağı var.
Ama yine de gözlerini dört açsınlar derim.
Çünkü yiğidi yiğittir bu ülkenin.
Kalleşi kalleş.
O kalleşler, kendilerini ele verdiklerinden daha fazlasını, böyle günler için saklıyorlar.
Damın üstünde, ya da yerin altında!
Ve hatta işçilerin arasında.