CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Üç Paşa

Eklenme Tarihi 31 Mart 2012
Değişimin nereden başladığını anlamak için biraz geri gitmek şart. Korkmayın Kemal Yamak'a kadar gidip kafanızı karıştırmaya niyetim yok. Belki değişimi buradan anlatmak lazım ama yerimiz o kadar da geniş değil.
Hüseyin Kıvrıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı olduktan sonra 1997 yılında KIBRIS'taki TOROS/2 Tatbikatı'na katıldı.
Ankara'dan her yıl BÜYÜKLERİN geldiği tatbikatın en önemli konuğu Kıvrıkoğlu'ydu. Paşa ÇADIRDA kendisine ayrılan koltuğa oturduktan sonra start verildi. Ortalık toz dumandı. Tam bu sırada protokol çadırında silah sesi duyuldu. Özel Kuvvetler'e ait bir silahtan çıkan kurşun Albay Vural Berkay'ı şehit etmişti. Hedef olan Kıvrıkoğlu büyük şans eseri kurtulmuştu.
Bu suikast girişimi, şimdi olan biteni anlamak için bize yeteri kadar bilgi mirası bıraktı.
Kıvrıkoğlu'nu Genelkurmay Başkanı yapmak istemeyen güçlerin oyunu tutmamıştı. O dönemde Çevik Bir Genelkurmay İkinci Başkanı, en yakın silah arkadaşı olan Erol Özkasnak da Genelkurmay Genel Sekreteriydi. Ancak Çevik Bir, Genelkurmay Başkanı Karadayı'nın bıraktığı tüm boşlukarı çok iyi değerlendiriyordu. Adeta TEK ADAMDI. Hatta bir dedikoduya göre Bir'den korunmak için odasına giriş kartının kendisinde olduğu özel bir kapı yaptırmıştı. Tabii bunlar doğrulanamayan dedikodular sadece... Özkasnak da kendi sınırlarını aşarak davranıyordu. Olağanüstü şartlarda kamuoyu kendisini tanımıştı.
Ya her gün bir gazetede manşet ya da bir kanalda röportaj verirken görünüyordu. Bir, Genelkurmay İstihbarat ile Özel Kuvvetler'i de kendisine bağlamıştı. Onun istemediği hiçbir şey olmuyordu.
Kıvrıkoğlu'na kast eden kurşun işte böyle bir atmosferde sıkılmıştı. Eğer kurşun Albayı değilde Paşa'yı bulsaydı belki KADER Çevik Paşa'ya Genelkurmay Başkanlığı yolunu açacaktı... Ama olmadı...
Kurşunun durduramadığı Kıvrıkoğlu koltuğa oturunca boş durmadı! Çevik Bir'i 1999 Ağustos'un da emekli ederek Hilmi Özkök'ü getirdi. Böylece Özkök'ün Genelkurmay Başkanlığı'na giden yolunu açmış oldu.
Kara Kuvvetleri Komutanı olmasına kesin gözüyle bakılan EDİP BAŞER'i sürpriz bir kararla gönderip BALYOZ davasının kilit ismi olan AYTAÇ YALMAN'ı getirdi.
Unutmayalım gidenlerden biri de Erol Özkasnak'tı... Yani POSTMODERN darbeye gönül verenler bir bir temizlenmişti...
Ancak ORDU içinde darbeci gelenek tam olarak ortadan kalkmamıştı. ABD'nin IRAK'ı işgali ve 1 MART teskeresi ülkeyi iyice germişti. Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman Paşa, o dönemde üstlerine düşen rolü çok iyi oynadı. İki paşa ayrı kutuplarda görünerek ORDU "HAVET" diyor görüntüsü verdi.
Oysa her iki paşa da teskereye sonuna kadar karşıydı.
Kurmay zekası, bunun bir süre saklanmasını emrediyordu. Zaten öyle de oldu. ABD beklemediği bir HAYIR cevabı alınca şoke oldu. Gizli kapıların ardında öfke patlaması yaşandı.
2002'de planlanan BALYOZ SEMİNERİ ani bir kararla uygulamaya konuldu. Selimiye Kışlası'nda BALYOZ toplantıları yapıldığında tarihler 5-7 MART'ı gösteriyordu. Yani HAYIR cevabının üzerinden bir hafta bile geçmemişti...
Çetin Doğan'ın yönettiği SEMİNER'in tüm kayıtları Genelkurmay'a akıyordu. DARBE isteyenlerin sesi çok daha fazla çıkıyordu. Hilmi Özkök açık açık tehdit ediliyordu. Elektrik yüklü havada Genelkurmay İstihbarat ve MİT üzerlerine düşeni yaptı. Bilgi sahibi olan Özkök, en yakın bildiği komutanı YALMAN'ı çağırarak DARBE hazırlıklarını gösterdi. İki paşa darbeyi önlerken darbeciler en çok YALMAN'a güveniyordu. Tıpkı ABD gibi... Ama öyle olmadı. Hem ABD hem de darbeciler kaybetti. İki paşa süreci çok iyi idare ederek geminin su almasını engelledi.
Siyaseti koruyup DEMOKRASİ çıtasını, halk iradesinin kutsallığını korudu. Basına yansıyan-yansımayan bir çok darbe hazırlığı püskürtüldü.
Yeni Türkiye'nin önü açıldı.
Dün gazetede Aytaç Yalman'ın "Mahkeme beni çağırsın diye elimden geleni yaptım" sözlerini okuyunca gülümsedim. Zorunlu kalmadıkça konuşmayan Hilmi Paşa'nın da aynı günde DEMEÇ vermesi beni gülümsetti.
Mahkemeye gelirler mi bilmiyorum ama gelirlerse hiç bir şey eskisi gibi olmaz. Devlet adamlığı gereği konuşmayacaklarını düşündüğüm iki isim FİKİR değiştirip anlatmaya başlarsa, yer yerinden oynar. Bilmediğimiz, duymadığımız neler çıkar neler...
28 Şubat MGK'sında yer almayan ve "Siz Ankara'da Meclis'i kapatırsanız ben de İstanbul'a açarım" diye rest çeken Kıvrıkoğlu'nun önünü açtığı iki paşa için en zor sınav şimdi.
Bir yanda darbe isteyen silah arkadaşları, bir yanda memleket...
Ne olur bilmiyorum. Ama en azından bir süre sonra KİTAP yazıp bize bir şeyleri MİRAS bıraksalar, hiç fena olmaz... Çünkü birileri ısrarla ne olup bittiğini anlamak istemiyor...
Bizim de tek işimiz bu adamlara laf anlatmak değil ki!
NOT: Kıvrıkoğlu'nun emekli ettiği EDİP BAŞER Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde İtalyan medyasına "Abdullah Gül Çankaya'ya çıkarsa darbe olur" demişti...
BİLGİNİZE...