Bunu da "Ruslar'la ilişki kurmak ayı ile, ABD ile yakınlaşmak kedi ile aynı çuvala girmek gibidir. Birinde ayı sizi boğar, diğerinde ise kedi elinizi yüzünüzü çizer, kanatır" sözüyle açıklamıştır...
Dün, Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Ankara temsilcilerine söylediği sözleri dikkatle okudum.
Satır aralarında kalan bazı önemli mesajları bulup çıkardım.
Davutoğlu, etrafından dolaştığı yerlerde söylüyordu: "Bölgede 100 yılın değişimi yaşanıyor.
Buna sessiz kalmamız beklenemez. Bu nedenle her yerde varız. Havada uçan kuştan haberimiz var. Sınırlar yapay.
Daha sağlıklı bir hale gelebilir. Bu da Türkiye olmadan yapılamaz.
Masada Türkiye'nin dediği olmazsa 100 yıl sürecek olan bu sorun tüm bölgeyi bitirir.
Eğer bunu göze alıyorsanız, buyurun! Bölgeyi içinden çıkılmaz bir hale getiririz.
Bize yar olmazsa size de olmaz!"
Davutoğlu, cümleleri cilalayıp asıl mesajının üzerini örtüyordu.
Sadece ilgililer ve muhatapları görsün diye...
Çünkü Kuzey Suriye'ye geçen 2 bin peşmerge bir anda Türkiye'de günün konusu olmuştu. Basın ve muhalefet aynı ağızdan aynı cümlelerle Davutoğlu'na yükleniyordu!
Akademisyen kimliğine sorti yapılarak yıpratılmak isteniyordu. Sanki Dışişleri Bakanı olmak için lahmacuncu olmak gerekiyormuş gibi...
Neyse!.. Türkiye'nin yaşadığı, İsmet Paşa'nın yukarıda sözünü ettiği TIRMALAMADIR...
ABD'nin bir kolu ile İngiltere ısrarla bölgede DOMİNANT olmak isteyen Türkiye'nin önünü kesmek için canla başla uğraşıyor.
Her zaman için ellerinin altındaki PKK kartını masaya sürmekten kaçınmıyor. Barzani de BONUS olduğu için rahat hareket ediyorlar. Suriye'nin kuzeyine peşmerge göndererek aba altından sopa gösterdiler...
Kurulması mümkün olmayan Kürt Devleti provasıyla Ankara'yı sıkıştırmaya kalktılar...
Gazetecilerle sohbetinde Barzani'ye güvenmediğini hissettiren Davutoğlu bugün Kuzey Irak'a giderek son sözünü söyleyecek... O da son kararını verecek.
Ya Türkiye'nin yanında ya karşısında olacak.
Fakat asıl konu bu değil...
Türkiye'nin başına örülmek istenen çorap daha farklı...
Netanyahu'nun doktora tezinde işlediği konu şimdi bizim içten içe tartıştığımız bir sorun haline geldi.
Netanyahu, İsrail için "Demokrasi mi, güvenlik mi daha önemli?" diye soruyordu.
Güvenliğin vazgeçilmez olduğunu belirtiyordu. İşte onların cevabını bulduğu soru şimdi bizim başımızda.
Bunun ilk işaret fişeği de çok erken olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı tartışmaları ile geldi. Birkaç vekilin iyi niyetli de olsa söylediklerine Köşk'ten dolaylı yoldan cevap verildi.
Gül'ün bir takım haber ve anketlere kırıldığı belirtilerek "Ben daha buradayım" mesajı verildi. Çünkü Büyük Kürdistan haritalarını piyasaya sürenler içeride de sorun istiyordu.
Nasıl Rusya'da Putin ile Medvedev, İran'da Ahmedinejad ile Hamaney kapılar ardında çarpışıyorsa Türkiye'de de bu olsun isteniyordu. En büyük amaçları devletteki birliği bozmak. Demokrasiden kaos çıkarmak. Ankara'nın havasını kirletmek isteyen bu el, var gücüyle PKK'yı destekliyor. Bir terör örgütünün asla tek başına yapamayacağı ihaleleri veriyor. Üç gündür Şemdinli'ye saldırıyorlar. Daha önceki saldırıların aksine bu kez çekilmiyorlar. Peşmergeleri Suriye'nin kuzeyine gönderen güç şimdi de PKK'yı kuzeye gönderiyor!
Bütün bunlar önümüzdeki aylarda artacak olan terörün işareti!
Terör arttıkça PKK kazanacak.
Hükümet doğal olarak askere yanaşacak. Asker konuştuğu zaman da akıl devredışı kalacak.
10 yıldır kenara bırakılan kurallar işlemeye başlayacak.
Kürtler'e vuran Başbakan'ın Köşk'e çıkması zorlaşacak. Köşk hesapları bozulacak!
Tüm hesapları bu.
Hem PKK ile hem Suriye'deki Kürtler ile hem de Cumhurbaşkanlığı seçimi ile üç koldan saldıracaklar.
Davutoğlu'nun ima ettiği "Ya Ortadoğu'da amiral gemisi oluruz ya da bölge batar" sözünün yerine gelmemesi için yeni senaryo devrede.
Nasıl Çukurambar'da 2007'de iki arkadaş, iki dost, iki kaderdaş el sıkıştıysa yine bu yapılmalı.
Devletin tepesindeki görüntü kirliliği en büyük istekleri.
Adamlar zar atmıyor, zar tutuyor!
Dikkat!