Salondaki hiç kimseyle göz göze gelmedi. Silah arkadaşlarına arkasını dönerek soruları cevapladı.
En ilginç soru Albay Hasan Atilla Uğur'dan geldi: "Ergenekon'la ilgili ABD yetkilileriyle herhangi bir görüşmeniz oldu mu?"
Bütün sorulara sakin cevap veren Özkök bu soruya sinirlendi. Sesinin tonunu yükselterek "Bunu bana sormamanız lazım. Siz beni tanıyorsunuz. Ben böyle bir şey yapar mıyım?" diye cevap verdi.
İşte bu sözlerden sonra 2003'e gittim... Çünkü Özkök mahkemede "etrafında dolaştığı" birçok soruya o zaman cevap vermişti. Bunu da herkese göstermişti.
Gelin birlikte 9 yıl önceye dönelim...
ABD Irak'ı işgal planını devreye sokunca Türkiye'nin kapısını çaldı.
62 bin askeri İskenderun'da indirip Güneydoğu'ya yerleştirmek istedi.
Böylece hem kuzeyden hem güneyden Saddam'ı baskı altına alabilecekti. Haliyle bu istek onlar için çok anlamlıydı.
Askerlerin bölgeye gelmesi Türkiye'nin çok kolayca bölünmesi anlamına geliyordu. Tezkere Meclis'e geldi. Yapılan oylamaya 533 milletvekili katıldı. 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oy kullanıldı.
Meclis'ten "HAYIR" çıkması ABD'lileri çıldırttı. 50 yıldır her dediklerini yapan Türkiye ilk kez söz dinlemiyordu. Üstelik bir çuval doları da ret ediyordu. Planı bozulan ABD başka üsleri kullanarak Irak'a girdi. Girerken olmasa da sonraki aylarda büyük yara aldı. Özelikle Pentagon'daki bazı isimler aralarında intikam yemini etti. Diş geçirmek için fırsat kolluyorlardı. Tarihler 4 Temmuz 2003'ü gösterirken Süleymaniye'deki Türk Birliği çok sayıda ABD askeri tarafından basıldı. Türk komutan onlarca ABD'liyi öldürüp büyük bir krize neden olmamak için "silahları indirin" emri verdi. Bunu gören ABD'liler hiç vakit kaybetmeden Türk askerinin başına ÇUVAL geçirdi. NATO üyesi bir ülke, müttefiki olan dost bir ülkenin askerine bunu yaparken hiç çekinmiyordu.
Aslında "hiç dost olmadık" diyordu!
O gece Ankara'da hiç kimse uyumadı.
Genelkurmay'da ışıklar geceler boyu açık kaldı. Alttan alta kurulan yeni devlet ilk filizini göstermeye karar verdi. Çuval olayından tam bir hafta sonra MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ellerindeki ERGENEKON ŞEMASINI Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Özkök'e iletti. Bu şema içerideki GİZLİ DEVLETİN deşifresiydi. Devlette önemli görev yapan herkesin bildiği bu yapı artık açıklanacaktı. Tıpkı İtalya'da olduğu gibi...
Çuval'ın rövanşı için işaret fişeği atılmıştı. Şimdi, yıllardır Türkiye'yi diz çöktüren ŞEMADAKİ BABALAR diz çökecekti! Liste genişti. Kimse onlara dokunamadığı için istedikleri gibi at oynatıyorlardı. Siyasetçi, işadamı, gazeteci, bürokrat, asker, hukukçu ne ararsan vardı. İlk iş olarak YOL HARİTASI belirlendi. Devlet aklıyla "neyin nasıl yapılacağına" karar verildi.
Amaç ABD'ye çalışan isimleri tasfiye etmekti. Milletin önünde ENGEL olan kim varsa gidecekti. Üç yılda büyük yol alındı. Tarihler 2006'yı gösterdiğinde ANKARA'daki merkezleri basıldı. Akla hayale gelmeyecek DEV arşive el konuldu.
Türkiye'nin hafızası tekrar Türkiye'ye geçmişti. Ele geçen belge ve görüntüler incelenince bütün ezberler bozuldu. Bazı siyasetçiler ve askerler şaşkınlıktan küçük dilini yuttu! Çünkü ortada duran tablo kolay kabul edilebilir bir şey değildi... Devlet "devam" dedi. Ergenekon operasyonları geldi. Hiç alışık olmadığımız olaylara şahit oluyorduk. Koca koca isimler birer birer alınıyordu.
Nedense kimseden BÜYÜK bir tepki gelmiyordu. Polislerin önünde yürüyen PAŞALARDAN bir ses yükselmiyordu.
Sanki herkes ne yaptığını biliyordu!
Bilmeyen sadece milletti! Devlet kendi çocuklarının AÇIKLARINI ortaya dökmeden defteri kapatmak istiyordu.
Gizli tanıklar, sürtüşmeler, tutuklamalar, ölümler, suçlamalarla 5 yıl geçti. Silivri dolup taştı. Çok daha önce Ergenekon savcılarına İzmir'de 8 saat ifade veren ÖZKÖK dün duruşmaya gelerek bildiklerinin çok az bir kısmını anlattı! Bir BÜYÜKELÇİ gibi gerekeni söyledi! 1 Mart Tezkeresi'nin iptal edilmesi için canla başla uğraşırken de böyle yapmıştı. Demeçleri hep farklıydı.
Bir türlü kimse askerin rengini göremiyordu. ABD şaşırmıştı. "Asker bastırır tezkere geçer" diye düşünüyorlardı. Ama tam tersi oldu.
Asker bastırdı tezkere geçmedi.
ABD'yi tuş eden Özkök'ün dün gelişi de ilginçti! Tam Suriye'nin kuzeyinde KÜRT DEVLETİ provaları yapılırken, tam PKK Şemdinli'yi almak için gelirken o Silivri'deydi!
O geldi diye içeride dışarıda kim varsa koşup salona geldi. Tutuklu askerlerin eşleri de oradaydı, "Beni Ergenekon'a nasıl dahil edersiniz" diyerek duruşmaları protesto eden Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ'da...
Ne de olsa KOMUTAN konuşacaktı. Herkes ÇIT ÇIKARMADAN dinledi. Alan alsın diye mesajları araya sıkıştırdı. Hem kendisi hakkında yapılan KARALAMA kampanyası hem ŞEMADAKİ isimleri ima ederek ABD'yi bu kez mahkemeden uyardı. "Şema inandırıcı değildi.
Bazı kıdemsiz subaylar kıdemlilerin önündeydi. Tutarsızlık vardı" diyerek ABD'ye, yani NATO'ya çalışan isimleri hedef alıyordu. Subayların dağılımındaki tutarsızlık doğaldı. Çünkü buna ŞEMADA yer alan ve gerçek patron olan siviller karar veriyordu. O kıdemsiz askerler zaman zaman Genelkurmay Başkanı kadar yetki kullanıyordu. Levent Ersöz dinleme aracını MİT'in önüne çekip herkesi dinlerken Özkök'ten izin almıyordu! Ve en önemlisi kimse onlara dokunamıyordu. Meclis çağırdığı halde gitmeyen isimleri bir düşünün! Nasıl da efeleniyorlardı!
Özkök, gazetecileri darbecilere kimin gönderdiğini bildiğini söylerken can alıcı noktaya parmak basıyordu! İşin PÜF noktası da buradaydı!
Paşa "PKK saldırmaya devam ederse, Kuzey Suriye'de KÜRT hareketi hız kesmezse sıra şemadaki devlerde" diyordu...
Türkiye'nin arkasından iş çevirmeye kalkan ABD'nin kolu kanadı kırılmak üzere...
Tabii bu benim yorumum. Belki de hiç böyle bir şey yok.
Ben abartıyorum. Kim bilir...