Ankara'da bir evde kıstırılan Savaşman'dan sonra dönemin MİT Müsteşarı Hamza Gürgüç'ün MÜTTEFİK ülkelerin ilgili birimlerine mektup yazarak bu olayı kınamış ve bir daha yaşanmamasını istemişti!
CIA ve SIS başkanları her türlü garantiyi vermişti! Ama nedense TÜRKİYE'den bir türlü vazgeçemiyorlardı. İşlerini şansa bırakmıyorlardı. Hep altını çizdiğim gibi İÇİMİZDEKİ GÖNÜLLÜLER bu ilişkiyi yaşatmak için elinden geleni ardına koymuyordu!
Kimlikleri TÜRK ama göbekten bağlı oldukları yer Washington ya da Londra'ydı!
İşte size ilginç bir hikaye daha...
Yaşanmış gerçek... Kahramanları da tanıdık üstelik...
NATO, 9 Nisan 1949'da kuruldu. İkinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte birçok ülkeye gizli devletler yerleştirildi. En güçlüsü ve köklüsü ise bizimkisiydi! NATO birçok asker için gelecek ve kariyerdi. Zaten bütün ordularımız neredeyse NATO ORDUSU'ydu!.
Kurallar, sivillerin pek bilmediği şekilde çizilmişti.
Tarihler 7 Mart 1954'ü gösterirken kariyer peşinde koşan İDEALİST bir Türk yüzbaşı, NATO'nun Kuzey Avrupa Hava Kuvvetleri Karargahı'ndan hızla çıkıp NAPOLİ'deki askeri hastaneye koşuyordu. Artık hem asker hem babaydı.
Mutluluk tüm aileyi kaplamıştı.
Asker baba hem kızını büyütüyor hem de rütbe alıyordu.
30 Ağustos 1957'de binbaşı, 30 Ağustos 1960'da yarbay oldu.
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Basın Yayın İstanbul İl Temsilciliği ve İstanbul Radyoevi Müdürlüğü yaptı.
Birileri ona çok güveniyordu!
Birkaç yıl sonra bu GÜVEN ortaya çıkacaktı!
MİT İstanbul Bölge Müdürlüğü bir aracı takibe almıştı. 34 CA 200 plakalı aracı Amerikalı John kullanıyordu. Araç İstanbul'un en KÖHNE noktasında durdu. O noktada aracın yanındaki insan sayısı İKİ oldu.
ALBAYLIĞA kadar yükselen TÜRK subay, JOHN'a yaklaştı.
Manzara ikisinin daha öncede bir araya geldiğini gösteriyordu.
Takipte olan MİT düğmeye bastı.
Tarihler 16 Mart 1983'ü gösterirken ABD'ye bilgi veren Türk subay, CIA'nın önemli adamlarından biriyle kıskıvrak yakalandı!
Türk subay sorguya alındı! "Memleketim her şeyin üstündedir.
Sadece ABD sempatizanıyım" diyordu.
Saatler ilerledikçe yorgun düşmüştü.
Birden önemli şeyler anlatmaya başladı!
Bugüne kadar ortaya çıkmayan şeylerdi anlattıkları!
Sonunda 10 yıldır CIA'ya bağlı olduğunu ve onlar için çalıştığını itiraf etti.
İngiliz Haber alma Servisi SIS'den John, Amerikan Merkezi Haberalma Servisi'nden Nick, Billy, John ve ismini hatırlayamadığı, "sarhoş" adını taktığı kişiler ile ilişki kurmuştu. "Devletin emniyeti, iç ve dış siyasi menfaatleri açısından gizli kalması gereken bilgileri" bu kişilere yazılı olarak veriyordu.
Suçu sabitti. Ayrıca evinde yapılan aramada da yeni birçok delil elde edilmişti.
Tutuklanarak cezaevine konuldu. Oradan MİT İstanbul Bölge Başkanlığı'na bir mektup yazdı. Sorgusu sırasında kendisine gösterilen yumuşak ve nazik davranışa teşekkür etti. Dışarıya çalışan, önemli görevlerde bulunan SUBAY bir süre sonra cezaevinde kalp krizinden öldü!
Türkiye'deki gizli devletin sahiplerine çalışan TÜRK, gizli devletin basınında KÜÇÜK bir haber olarak yer alıyordu.
Ölümüne en çok kızı ağlıyordu!
NAPOLİ'de dünyaya gözlerini açar açmaz ismini LALE NATO koyan babası vefa etmişti! Artık büyümüş, kocaman bir kadın olmuştu ama baba acısı bir başkaydı.
Kızına NATO ismini verecek kadar özel bir isim olan Turan Çağlar, rahmetli BARIŞ MANÇO'nun da KAYINPEDERİYDİ!
Yani Lale MANÇO'nun, daha doğru bir ifadeyle LALE NATO MANÇO'nun biricik kahramanıydı! İlginç değil mi?
Ben de bütün bunları sevdiğim dostumun uyarısı üzerine bir internet sitesinde buldum.
Şaşırdım. Bilmiyordum.
Ama sakinleşince şaşırmama şaşırdım! Burası Türkiye'ydi!
Kimin elinin kimin cebinde olduğu belli değildi!
NOT: Çağlar'ın ordu ve MİT içindeki bağlantıları tespit edildiyse de hiçbir zaman ortaya çıkarılmadı. Acaba HAVA ALBAY neler söylemişti!
Acaba Çağlar'ın söyledikleriyle Teoman Koman'ın ya da Karadayı'nın söyleyecekleri birbirine benzer şeyler miydi?
Bilmiyorum ama merak ediyorum. Belki 30 yıl önce oynanan filmin devamını 28 Şubat soruşturmalarında buluruz.
Olmaz demeyin! Bekleyin!