Rahmetli Özal ve bir grup rütbelinin büyük çabasıyla oralara el uzatıldı. Türkiye kendi tarihini hatırlamıştı. Hem silah, hem para hem de savaşacak asker gidiyordu.
Bu destekle savaşın rengi değişti.
Sırplar için çok önemli olan Saraybosna Havalimanı, Boşnaklar'a geçti. Bu savaşın gidişini değiştirecek en büyük adımdı. Artık yardımlar daha rahat gelecekti. Bir kamyon silah için Hırvatlar'a rüşvet olarak servet ödenmeyecekti. Ama tam o sırada demokrasi peşinde koşan BATI bir anda ortaya çıktı. BARIŞ masası kuruldu. Müslümanlığın kökünü kazımak için yola çıkanlar şaşkındı.
Aliya İzzetbegoviç, tam o sırada acı ve kanla geçen yılların üzerine basarak MOSTAR'a doğru yola çıktı. Peşindeki gençlerin bir gözünden sevinç diğer gözünden hüzün gözyaşı dökülüyordu... Aliya şehre girdiğinde, iftar yapılmış hava iyice kararmıştı. Ama şehirde bayram havası vardı. Mimar Hayreddin tarafından yapılan STARİ MOST yani ESKİ KÖPRÜ'nün (Mostar Köprüsü) üzerinde durdu. Köprünün iki yanı insan seliydi. Kenti ikiye bölen NERETVA nehri bile coşkuya kapılıp heyecanla çağlıyordu.
Eskiden köprüyü koruyan nöbetçilere MOSTARİ denilirdi.
İsmi de buradan gelirdi zaten...
Aliya'nın etrafını saran kalabalık bir anda dalgalandı. Savaşta sona gelinmesine rağmen Sırp ve Hırvatlar boş durmuyordu. Gençler hep birlikte "Hepimiz Mostari'yiz" diye bağırmaya başladı. Neretva'nın ortasından geçtiği şehrin Boşnaklar'a ait kısmındaki dağın tepesine DEV BİR HAÇ dikiliyordu. Silahlı binlerce genç yerinde duramıyordu. Merkezdeki kiliseden yükselen HAÇ ile birlikte Boşnaklar psikolojik savaşın ortasında kalmıştı.
Uzun iri yarı bir Boşnak genci ileri çıkıp "Aliya izin ver o Haçı başlarına geçirelim" dedi. Derin bir nefes alan Aliya sağ elinin işaret parmağını kaldırıp gökyüzünde parlayan AYI gösterdi. "O HİLALDEN DAHA YÜKSEĞE DİKEMEDİKLERİ SÜRECE SORUN YOK" cevabı verdi...
Herkes yatışmıştı.
Akıl galip gelmişti.
Saraybosna'dan Mostar'a ilk gidişimde köy bile denemeyecek birkaç ufak tefek kerpiç evin arasından minarelerin yükseldiğini görünce şaşırmıştım. Binlerce erkek şehit düşmüştü.
Kapısına kilit vurulan camilerde cemaat de ezan da yoktu. Ama yine de HİLALİ dalgalandırmayı unutmuyorlardı. Ramazanlarda kandilleri sabaha kadar yakıyorlardı. HİLAL olmazsa, olmayacaklarını iyi biliyorlardı.
Yaşayarak, savaşarak öğrenmişlerdi. Çok ağır bedel ödemişlerdi... Şimdi de Ortadoğu'da HİLALHAÇ savaşı kapımıza dayandı.
Türkiye'nin büyümesinden rahatsız olanlar dün Bosna'da olduğu gibi yine karşı cephede. Belki açık açık kurşun sıkmıyor bomba atmıyorlar ama hepsi el ele... Ve karşılarında sadece Türkiye var... İçten, dıştan parayla borsayla yıkmaya çalıştıkları bir ülke...
Şimdiki oyun yine tanıdık.
Çünkü ölenler yine Müslüman. Kan ve gözyaşı yine yakınımızda.
Feryatlar yine tanıdık.
Tunus'ta başlayan İSYAN ATEŞİNİ Arap Baharına çeviren Türkiye şimdi de kapalı kapılar ardında Kürt Baharını hedefleyenlerle karşı karşıya...
KCK'yı yani Kürt Devleti yapılanması için ders verenler devrede. ABD, Rusya, İsrail, İngiltere, Almanya, Fransa...
Herkes gönüllü. Yeter ki Türkiye dursun! Bölgeye yayılmasın.
Kardeşliği, ortak tarihi keşfetmesin..
BUSH "Haçlı seferi" derken dili sürçmüyordu. Şimdi iş çevirenlerden daha netti!
Öcalan'ı bize teslim ettikten sonra vizyona koymak istedikleri filmi bertaraf ettik. Şimdi İsrail'le bölgeyi kontrol etme hesapları yapılıyor. Ne de olsa HİLAL hepsini ürkütüyor.
Ama korkunun ecele faydası yok... Dayak yiyerek gidecekler.
Erdoğan, Özel ve Fidan, yani istemedikleri bu üçlü kazanacak.
Gülen Türkiye olacak...
İçerideki YAŞLI KURTLAR da onları kurtaramayacak...
* * *
Emanet
Hayatı mücadele ile geçen efsane lider Aliya İzzetbegoviç hasta yatağında son nefesini vermeden önce Erdoğan'ın kulağına eğilip "Bosna size emanet. Onu koruyup kollayacağınızdan hiç şüphem yok. Buralar Osmanlı'nın bakiyesi" dedi... Artık sadece Bosna değil Ortadoğu'da da söz sırası bizde...