Hiç konuşamazdık.
Parmak kaldırsak bile, koca koca cetveller vardı sınıflarda uzunluk ölçmek için.
KAŞINAN boyunun ölçüsünü alabilsin diye...
Şimdiki gibi bizim tahtamız AKILLI falan da değildi. Artık nesli tükenen KARA tahtaydı. Sınıflar genelde beyaz badanalıydı. Ancak öğrencilerin ulaşabileceği yere kadar olan kısmı SİYAHTI. Bir DANGALAK kopya çekmesin diye.
Bir simit ve HUZUR GAZOZU ile açlığı bastırırdık. O zamanlar bir simit, bizim deyişimizle GEVREK, bonfile kadar değerliydi. Hoş bonfileyi de kurbandan kurbana görürdük.
Bakkallarda açık satılan KREMALI PARMAK bisküviler, çikolatası olmayan ülkenin en değerli hediyesiydi. Ne zaman KARNEDE "HEPSİ 5" olsa soluğu rahmetli Salim Amca'nın dükkanında alırdık.
2.5 liraya 5 tane alma hakkımız vardı. Ama nedense hep yanlış saydığımızdan bu rakam hep 7-8'e çıkardı kendiliğinden. Tabii Salim Amca'nın gülüşleri arasında...
Sadece Salim Amca değil bütün komşular birbirine gülerdi.
Mahalleden bir kıza bakamayacağınız gibi asıl göreviniz onu korumak ve kollamaktı. Daha sonra DARBECİLER bunu kendilerine yontup İDAREYE el koymak için gerekçe yaptı...
Kapılarımız hiç kilitlenmezdi.
Herkes komşusunun malına gözü gibi bakardı. İzinsiz bir tek DUT bile koparılmazdı. Göz hakkı vardı. Erik, üzüm, muşmula kapı kapı dolaşılıp dağıtılırdı. İyi günde bütün mahalle coşar, kötü günde acılar hafiflerdi. Kimsenin ne hesabı ne de gizli gündemi vardı. Büyükler "Sen kimlerdensin" diye sorardı. Annebaba- dede önemliydi. O zamanlar bayramları kimse TATİL FIRSATI olarak görmezdi. Televizyon tek kanaldı. Magic Box denilen alet de her evde yoktu. 1978 Dünya Kupası'nda Arjantin'in yıldızı KEMPES'i izlemek isteyen rahmetli BOYACI HAMDİ EFENDİ tırmandığı elektrik direğinde yüksek gerilimin kurbanı oluyordu. Ee çünkü HANIMLAR halı saha büyüklüğündeki bahçemize erkenden gelerek minderlerini bırakmıştı. Ezilen ARJANTİN'in yanındaydık. Hatta İngilizler FALKLAND Adası'na çıkarma yaptıklarında ağabeylerimiz gönüllü olmak için askerlik şubelerine gitmişti!
Bir pabucu bir yıl giyerdik. Esem Sport ve Mekap çıktığında BAYRAM etmiştik. Takım elbisenin altına SARI MEKAP giyen adamlar, hatta ZEYBEKLER gördüm. Mutluluk ucuz ve satın alınabilirdi o zamanlar.
Misafir önemliydi. Babalar ajansları dinleyip çocuklara tercüme ederdi.
Sözlü de olsa her şeyi bilirdik. Bir fikrimiz vardı. Ben HOLLYWOOD'u babamdan öğrendim. Zehir gibi hafızası vardı. Amcam OKUSUN diye bağ-bahçede dedeme yardım etmeyi tercih etmişti. Dedem babama KURTULUŞ Savaşı'nı anlatmış, o da bize... Her akşam evde göğsümüz kabarırdı.
İzmir'e giren askerin ayağındaki yırtık ayakkabıyı görmezden gelip bayrağın huzurla dalgalanmasının verdiği mutluluğu yaşardık.
YOKLUK, gelen zaferin de büyüsüydü.
Zaferi, devleti, askeri, politikayı, darbeyi, Marshall Yardımı'nı, sendikayı, grevi, karakolu, bekçiyi, insan sevmeyi, yardım etmeyi, merhametli olmayı hep evde öğrenirdik. Evlerimiz gerçekten ANAOKULUYDU...
Oysa şimdi İstanbul'da karşı kapının arkasında kimlerin oturduğunu bilmiyorsun. Neyi öğrettiği belli olmayan insanlara çocuklarımızı emanet ediyoruz. Hem de sadece ANAOKULU için yılda 10 bin lira ödeyerek.
İş bununla da bitmiyor:
1.SINIF: 10-15 bin
2.SINIF: 15-20 bin
3. SINIF: 15-20 bin
4. SINIF: 15-20 bin
5. SINIF: 15-20 bin
6. SINIF: 20-25 bin
7. SINIF: 20-25 bin
8. SINIF: 20-25 bin
Bir de haliyle çocuk LİSEDE DE PARALI bir okuldaysa yandınız.
Gözünüz gibi baktığınız çocuğunuzun eğitimi en az 250-300 bine patlıyor.
Eğer ondan sonra SİYASET BİLİMİ okumayacaksa sorun yok. Çünkü okuyanlar TBMM'nin ne olduğunu bilmiyor.
Üniversite giriş sınavında DERECE yapıp BURS kazananlar "orta bir" öğrencisinin bileceği sorulara cevap veremiyor.
Ama bizim kuşak kısıtlı imkanlarla hem hayatı, hem ülkeyi, hem dünyayı bilerek büyüdü. CEMSE ve süngü sesleri arasında hayata tutunduk.
Bombalar patlarken KORKMAMAYI öğrendik.
Abilerimiz birbirlerini vururken ARKADAŞLIĞI keşfettik. "Sabuncubeli'nden başka yokuş, can can'dan başka cankuş yok" diyerek dostluğu yaşatmayı tercih ettik. Satın alamadığımız kitapları değiş-tokuş etmeyi öğrendik. "MUTLULUK VERMEKSE SEVMEK PAYLAŞMAKTIR" ilkesine sadık kaldık. Okuduk ve öğrendik. Sormayı, sorgulamayı ihmal etmedik. Oysa şimdi GOOGLE var, kolej var, dershane var, özel ders var, etüd var, öğretmen var ama SONUÇ yok...
Evet! Eğitim sistemi kesinlikle DEĞİŞMELİ...
Bu 4+4+4'mü olmalı bilmiyorum.
Bildiğim bir şey var; annebabaların parasıyla kocaman bir sistem ayakta kalıyor. Milyonlar dershaneye, koleje çalışıyor... "Para yağmuru altında çok şey delinir"...
Bu sağanakta çocuklarımızı hangi ŞEMSİYE koruyacak...
Eski anne-babalar da kalmadı ki...