CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Babaannem

Eklenme Tarihi 06 Mart 2012
Pazar sabahı gazetelerde SÖRF yaparken bir anda ÜÇ ÇİFT KARAGÖZÜ karşımda buldum. Işıl ışıl parlıyordu. Hem annenin hem de her iki yanındaki çocukların bakışları uzaklarda bir şeyler arar gibiydi...
Anneyi ilk kez görüyordum. Tanınmış bir siyasi figürün eşiydi.
Ama nedense basına uzak durmuştu.
Söylediklerini okuyunca GEÇ KALDIĞINI DÜŞÜNDÜM. Çünkü çok samimiydi. Her şeyden öte bana çok tanıdıktı şikayetleri.
Eminim siz de kendinize ait bir şeyler bulacaksınız.
Birlikte dinleyip birlikte karar verelim:
Evde hiç TÜRKÇE konuşulmazdı.
Dil yaşayan bir şey. Canlı kalması size bağlı. Boş bırakırsanız dil size arkasını döner ve ayaklanıp yavaş yavaş sizi terk eder. Benim neslim 5 NO'lu cezaevinin kapısında büyüdü.
Amcam içerideydi. Daha 6 yaşındaydım. Onu ziyarete giderken herkes babaanneme, "Cemal'i görür görmez Türkçe olarak nasılsın de..." diyordu. Oysa tek kelime TÜRKÇE bilmiyordu. Bu yüzden ağlıyordu. DİL YARASI daha o günlerde içime işledi. 12 Eylül üstümüzden geçti. Evi sürekli askerler basıyordu. Babam memurdu ve korkuyordu. Evde KÜRTÇE konuşmamızı istemezdi.
Bir gün ağzımdan KÜRTÇE ninni kaçırınca çok kızmıştı...
Şimdi çocuklarımın KÜRTÇE'yi unutmaması için çalışıyorum.
Dileğimiz bu. TÜRKÇE de bilmeliler. Hatta okulda İNGİLİZCE öğreniyorlar. Oğlum MİN ZANYAR bir gün okuldan döndüğünde "Anne kimse beni anlamıyor" dedi. İçine kapanmıştı. "Annecim, biz Kürdüz. Anadilimiz KÜRTÇE ama Türkiye'de yaşıyoruz. Ve okullarda Türkçe konuşuluyor" diye yatıştırmaya çalıştım. "PEKİ" dedi, anlamıştı... Evde Kürtçe konuşmaya devam ettik. Fakat ne zaman ki arkadaşlarıyla birlikte bir ÇİZGİ FİLM hakkında TÜRKÇE konuşmaya başladı; işler tamamen değişti. GİTTİ YANİ...
Küçük kızım dezavantajlıydı.
Çünkü Mir Zanyar 5 yaşına kadar TÜRKÇE duymamıştı. İkisi de Kürtçe anlıyorlar ama Türkçe cevap veriyorlar. Babamız da prensiplerinden ödün vermemek için Kürtçe konuşuyor. Haliyle evde bir karmaşa yaşanıyor.
Biz küçükken etrafımızda büyükler vardı. Köylerimiz vardı, herkesin Kürtçe konuştuğu. Şimdi öyle değil. Kürtçeyle çok daha az ilişki kuruluyor. Nasıl ben DİYARBAKIR Hapishanesi'ni unutmayacaksam, çocuklarım da içeri alınan akrabalarını unutmayacak. RANYA, biber gazıyla ağzı yüzü dağılmış babasını görünce günlerce ağladı. Oğlumun da bunu yaşamasını istemiyorum.
Bu sorun bu kuşakta bitsin. Ama bu çocukların HAFIZASI DEVLETLE nasıl barışacak...
BU sözleri Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in eşi Reyhan Baydemir söyledi. Öfkeyi, hayatı, aileyi, acıyı, dayanışmayı ve çocuk yetiştirmeyi DİL ÜZERİNDEN anlattı.
Reyhan Hanım'ın söylediklerini düşünürken çocukluğuma İZMİR'e gittim.
Bizim evde de ÜÇ DİL konuşuluyordu.
ARNAVUTÇA, BOŞNAKÇA ve biz çocuklar için TÜRKÇE... Çok istememize rağmen annem-babam TÜRKÇE'yi dayatırdı bize. Ama kendi aralarında hele bir de elektriklenme varsa ARNAVUTÇA'dan ödün vermezlerdi. Bizim anlamamızı istemezlerdi. İkisi de çok iyi TÜRKÇE konuşurdu oysa... Ama babaannem hiç TÜRKÇE bilmezdi.
Yazın İzmir'in kavurucu sıcağında beni AYRAN almaya göndermek için daha doğrusu PARA KARŞILIĞINDA İKNA edebilmek için birkaç kelime TÜRKÇE öğrenmişti. Ninem ağladığında çok iyi anlaşırdık, sarılıp ben de ağlardım... Ne zaman bir ÇOCUK gibi soru sorsam BABAANNEM konuşur rahmetli babam SİMULTANE çeviri yapardı. Her defasında "Gidecek başka bir yerimiz yok. Burası bizim vatanımız" cevabı alırdım. Kapının önündeki DUT AĞAÇLARINI, YERE DÜŞEN KIRLANGIÇLARI avucunun içiyle sever okşardı ninem...
Sahiplenmişti olan biten her şeyi... En büyük şikayeti bizdik.
ARNAVUTÇA ya da BOŞNAKÇA öğrenmek istediğimizi duyduğunda SAYDIRIRDI... Laf aramızda iyi de saydırırdı ha... Hala kelimesi kelimesi hepsi kulağımda...
Hem ülkeyi hem bizi YENİ GÖRÜYORLARDI. Birçok arkadaşım ailesinin konuştuğu dili bilemeden büyüdü. Okulda da imkan yoktu zaten. Türkçe konuşan NESİLLER önemliydi onlar için.
Kendilerini KAYBEDEN olarak görüyorlardı. Kaybettikleri için İZMİR'e kadar çekildiklerini düşünüyorlardı. Kazanmanın tek yolunun da DİLDEN geçtiğini düşünüyorlardı. "Konuşamazsan paylaşamazsın" derlerdi. Kim bilir belki de haklıydılar...
Bugün hayatta olsalar belki AYRAN bile veremeyecektim.
Boyunlarına sarılıp hatırını bile soramayacaktım. İnsanın içi acıyor.
Konuşacak kimse de kalmasa insan BİLMEK istiyor. En azından anılarla kucaklaşabilmek için... Aslında REYHAN HANIM da tıpkı babaannem ve anneannem gibi sokaktaki dile yeniliyordu.
Çocukların dünyasına KİN, NEFRET, MAĞLUBİYET ve DEVLET giremiyordu. Çünkü onların dünyasında sadece bir MOTTO vardı: MUTLULUK VERMEKSE, SEVMEK PAYLAŞMAKTIR...
Bu yüzden korkmayın Reyhan Hanım çocuklar ülkenin İKİ YAKASINI bir araya getirecek...