Dünyanın birçok noktasında kaos yaşanırken, yakın coğrafyamız da elbette bu durumdan uzak duramazdı. Başkan Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ve Pakistan Başbakanı Şerif'in imza attığı Mekke Anlaşması'nın etkisi giderek artıyor. Avrupa ve ABD'de dikkatle izlenen ve bazı ülkelerin korkulu rüyası olan anlaşma, Türkiye için çok önemli bir adım.
Tabii günümüzde enerji ve suyun ne kadar önemli olduğunun altını bir kez daha çizmeliyim. Türkiye'nin önünde yalnızca bir enerji koridoru değil, aynı zamanda Orta Doğu'nun geleceğini değiştirebilecek yeni bir enerji-su denklemi var.
Bu denklemin merkezi Ceyhan ve Yumurtalık. Körfez ülkelerinin enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Akdeniz'e, oradan da dünya ve Avrupa pazarlarına ulaştırılması fikri yeni değil. Ancak bölgedeki jeopolitik dengelerin hızla değişmesi, bu fikri geçmişe göre çok daha stratejik hâle getirdi. Özellikle Hürmüz Boğazı'na bağımlılığın yarattığı riskler, Körfez ülkelerini alternatif güzergâhları düşünmeye zorluyor.
Irak petrolünün Türkiye üzerinden Ceyhan'a ulaşması için mevcut hattın işletilmesine devam edilmesiyle Ceyhan'ın bölgesel enerji merkezi olma potansiyeli artık herkes tarafından kıskanılıyor.
Asıl dikkat çekici ihtimal, bunun enerjiyle sınırlı kalmaması. Türkiye'nin elindeki ikinci stratejik kart: Su. 1980'li yıllarda Turgut Özal'ın gündeme getirdiği Barış Suyu Projesi, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin ihtiyaç fazlası sularının boru hatlarıyla Orta Doğu ve Körfez ülkelerine taşınmasını öngörüyordu.
Projenin güzergâhında Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler bulunuyordu. Dönemin TBMM kayıtlarında projenin binlerce kilometrelik boru hatları ve çok yüksek maliyetli bir altyapı yatırımı olarak tasarlandığı görülüyor. Tabii o günkü Türkiye ile bugün arasında çok büyük fark var.
Artık etkisini artıran Türkiye'nin bu planı sonuçlandırması zor değil. Çünkü şartlar 1980'lerden çok farklı. Körfez ülkelerinin su ihtiyacı büyüyor. Deniz suyunun arıtılması önemli bir çözüm olmakla birlikte enerji yoğun ve maliyetli bir süreç. Türkiye ise bölgenin en önemli tatlı su kaynaklarından bazılarına sahip.
Yani Türkiye, yalnızca petrol ve doğal gazın geçiş güzergâhı değil, aynı zamanda su güvenliğinin merkez ülkesi hâline gelebilir.
Asıl büyük proje belki de burada. Enerji hatları kuzeyden güneye değil, güneyden kuzeye çalışırken su hatlarının kuzeyden güneye çalıştığı bir sistem düşünün.
Kısa bir süre önce yayımlanan bir değerlendirmede Barış Suyu fikrinin Kalkınma Yolu ile birlikte düşünülerek enerji ve su altyapılarının iki yönlü bir bölgesel bağlantısallık modeli oluşturacağı kanıtlandı.
Proje gerçekleştiği anda Türkiye, Orta Doğu'nun enerji haritasında zaten önemli bir geçiş ülkesiyken, suyu da bu denklemin içine alan en etkili ülke hâline gelir. Enerjiyi taşıyan yollar değişebilir. Ama suya duyulan ihtiyaç değişmez.
Grönland'ın altında 1 trilyon dolarlık petrol rezervi var. Teksas merkezli Greenland Energy de Grönland'da petrol arama çalışmalarına start verdi.
Şirketin sondaj ekipmanlarını gerekli izinler olmadan bölgeye çıkarması, Washington'ın Grönland üzerindeki baskısıyla birlikte gerilimi artırdı.
İKİ FARKLI DÜNYA
Dünyada yaklaşık 3 bin 400 dolar milyarderi bulunuyor. Toplam servetleri yaklaşık 20,1 trilyon dolar. Dolar milyoneri sayısı ise 60 milyonun üzerinde. Bu iki rakam yan yana konulduğunda, aslında sadece bir servet tablosuyla değil, dünyanın ekonomik düzenini anlatan devasa bir fotoğrafla karşı karşıya kalıyoruz.
Milyarderler, dünyanın en büyük şirketlerine, finans kuruluşlarına, teknoloji devlerine ve gayrimenkul imparatorluklarına hükmediyor. Milyonerler ise bu büyük servet piramidinin çok daha geniş tabanını oluşturuyor.
Ancak asıl mesele, kaç kişinin zengin olduğu değil; dünyadaki toplam servetin kimlerin elinde toplandığı. Bugün birkaç bin milyarder, trilyonlarca dolarlık bir serveti kontrol ediyor. On milyonlarca milyoner ise küresel ekonominin önemli bir bölümünü elinde tutuyor. Buna karşılık milyarlarca insan, temel ihtiyaçlarını karşılamak için mücadele ediyor.
İşte bu nedenle servet rakamları yalnızca ekonomi haberi değildir. Aynı zamanda gücün, sermayenin ve geleceğin kimlerin elinde şekillendiğinin göstergesidir. Dünyada para hiç olmadığı kadar büyük. Teknoloji, finans, enerji ve yeni yatırım alanları servet üretmeye devam ediyor. Fakat soru değişmiyor: Bu büyüyen servetten kim ne kadar pay alıyor? Dünya Bankası verilerine göre 2022'de yaklaşık 838 milyon kişi günde 3 doların altında yaşıyor. 300 milyon kişi ise 1 doların altında harcama yapıyor.