Savaşları sadece ülkeler mi kazanır veya kaybeder? Asıl kazananlar, borsaların elektronik ekranlarında, petrol terminallerinde ve vadeli işlem masalarında ortaya çıkıyor. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik başlattığı savaş da bunun en çarpıcı ve son örneklerinden biri oldu. O tarihte Brent petrolün varili 59 dolardı. İlk füzelerin ateşlenmesiyle piyasalara korku hâkim oldu. Hürmüz Boğazı'nın kapanma ihtimaliyle, küresel petrol arzı sekteye uğradı. Jeopolitik risk primi, petrol fiyatını kısa sürede 129 dolara kadar taşıdı.
AÇIĞA SATIŞ PLANI
Ateşkesin ilan edilmesiyle Brent yeniden 70 doların altına geriledi. Ancak çatışmaların yeniden başlamasıyla birlikte petrol bir kez daha 100 doların üzerine çıktı. Ortaya çıkan bu sert dalgalanma, son yılların en büyük emtia hareketlerinden birine dönüştü. Vadeli işlem piyasaları, opsiyon kontratları ve enerji fonlarında oluşan işlem hacmi 1 trilyon doların üzerine çıktı. Üstelik bu rakam yalnızca görünen bölüm.
Aynı dönemde açığa satış yapan fonlar, yüksek frekanslı algoritmalar ve büyük yatırım bankaları da tarihin en kârlı volatilite dönemlerinden birini yaşadı. Peki savaşın gerçek kazananı kimler oldu?
Kişileri saymazsak ilk sırada elbette petrol devleri yer aldı. Saudi Aramco, ExxonMobil, Chevron, Shell, BP ve TotalEnergies gibi şirketler, üretim miktarlarını artırmadan yalnızca yükselen fiyat sayesinde milyarlarca dolarlık ek gelir elde etti.
HER VARİL REKOR
Varil başına maliyetleri değişmedi ama satış fiyatları neredeyse iki katına çıktı. Böyle dönemlerde en büyük servet, üretimden değil fiyat artışından doğar. İkinci büyük kazanan ise ABD'nin kaya petrolü üreticileri oldu. Normal şartlarda üretim maliyetleri nedeniyle düşük fiyatlarda zorlanan ConocoPhillips, EOG Resources ve Pioneer Natural Resources gibi şirketler, petrolün 100 doların üzerine çıkmasıyla yeniden altın çağını yaşamaya başladı.
59'DAN 129 DOLARA
Dün kârsız görülen kuyular, bugün para basan sahalara dönüştü. Avrupa'nın enerji güvenliği endişesi LNG üreticilerini de zirveye taşıdı.
Ancak belki de en büyük kazanç, petrolü üretmeyenlerin oldu. Dünyanın en büyük hedge fonları ve emtia yatırımcıları, petrolün yönünü doğru tahmin ederek milyarlarca dolarlık işlemler gerçekleştirdi. Brent ve WTI kontratları, petrol opsiyonları, enerji ETF'leri ve volatilite ürünleri üzerinden hem yükselişe hem de düşüşe oynayan yatırımcılar büyük kazançlar elde etti. Petrol 59 dolardan 129 dolara çıkarken "uzun" pozisyon alanlar kazandı; ateşkesle sert düşüşte açığa satış yapanlar kazandı; savaş yeniden başlayınca tekrar yükselişe oynayanlar da kazandı. Yani savaşın her aşaması, finans piyasalarında başka bir kazanç kapısı oluşturdu. Liste maalesef çok daha uzun.
MASUMLAR KAYBETTİ
Birileri kazanırken elbette kaybedenler de olacaktı. Havayolu şirketleri, lojistik firmaları, kimya sanayi, plastik üreticileri, gübre sektörü, enerji ithalatçısı ülkeler ve en sonunda akaryakıt istasyonunda deposunu dolduran sıradan vatandaş... Elbette savaşın merkezinde füzelerin hedefindeki masum insanlar da kaybetti. Petrol yükseldiğinde yalnızca akaryakıt pahalanmıyor; üretim maliyetleri artıyor, enflasyon yükseliyor.
Üzücü ama artık savaşların gerçek galibi, elinde silah tutan değil; petrol kontratını, enerji hissesini ya da doğru zamanda açığa satış pozisyonu alanlar oluyor.
PARANTEZ
ABD ulusal borcu yayımlanan son verilere göre 38 trilyon dolar eşiğini aşmasından sadece beş ay sonra 39 trilyon dolar sınırını geçerek yeni bir tarihi zirveye ulaştı. 40 trilyon doları bulması ise araştırmalara göre 3 ay sürecek.
OPERASYON MEDYASI
İsrail'ın Gazze soykırımı nedeniyle kamuoyunda tepki büyüdükçe Tel Aviv'de panik de arttı. Amerikan medyasında güçlü olan Yahudiler, bu durumu tersine çevirmek için adım attı. Son dönemde ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in İran politikası ve İsrail hükümetine yönelik eleştirileri sonrasında yoğun siyasi ve medya tartışmalarının odağına yerleşmesi de bunun güncel örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Vance ise kendisine yönelik kampanyaların organize olduğunu savundu. Benzer şekilde, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim Khan'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında yürütülen süreçlerde karşılaştığı siyasi baskılar da uluslararası hukuk tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Almanya'nın en büyük medya gruplarından Axel Springer'in yöneticisi Mathias Döpfner, Almanya'da AfD'ye yönelik yaklaşımın tamamen dışlayıcı olmaması gerektiğini savunan açıklamalar yaptı.
Buna rağmen Başbakan Friedrich Merz, aşırı sağ parti AfD ile koalisyon kurmama yönündeki çizgisini korudu. Bugün artık kamuoyu tek merkezden beslenmiyor. Algı operasyonları kısa vadede etkili olabilir. Ancak uzun vadede kamuoyunu belirleyen unsur gerçekler.
Bugün ABD'de İsrail'e olan nefretin yüzde 62'ye ulaşması gerçeklerin gizlenemediğinin en büyük kanıtı.