İsrail, bir aydır sürdürdüğü Gazze'yi bombalama işine bundan böyle günde 4 saat ara verecekmiş. Yani her gün 4 saat duracak ve sonraki 20 saat boyunca yine bombalayacakmış İsrail…
Bu durumda, ister istemez bir sürü soru akla geliyor…
Hadi bu kadarına da şükür diyelim, ama öncelikle neden şimdiye kadar şu 4 saatlik mola kimsenin aklına gelmedi?.. İsrail'i yönetenlerin çizilen karizmasını kurtarmak niyetiyle mi böyle yapıldı?..
Bu 4 saatlik molayı akıl edenler, bombardımanı tümüyle durdurmayı istemiyor olmalılar ki, 4 saatliğine durdurulmasını istemişler, belli ki…
Akla sorular geliyor dedik ya. Mesela bombardıman, neden 4 saat de 5, 7 ya da 9 saat durdurulmuyor?..
20 saat bombalayıp 4 saat durmak yerine, 4 saat bombalayıp 20 saat dursalar ne değişecek?.. İsrail'in 24 saatte attığı bombaları, 20 saatte hatta 4 saatte atabilmesinin önünde bir engel mi var?..
Ara verdikleri 4 saatten sonra bombalamaya başladıklarına okulları, hastaneleri, camileri, kiliseleri, mülteci kamplarını bombalamayı sürdürecekler mi acaba?..
Esas soru ise, İsrail'in Gazze'yi neden bombaladığı?.. 7 Ekim tarihindeki Aksa Tufanı Harekatı sebebiyle ise, Hamas'a bağlı İzzettin el-Kassam Tugayları'nın neden böyle bir harekata gerek duyduğu sorusuna cevap bulmak gerekmez mi öncelikle?..
Hamas'ın harekatının sebebi İsrail'in 1967'den 2006'ya kadar işgal altında ve sonrasında abluka altında tuttuğu Gazze'ye yönelik akıl almaz zulüm uygulamaları ise eğer, İsrail neden bu alçaklıkları yaptı ve yapmaya devam ediyor?..
Eğer Aksa Tufanı, işgal ve abluka yönetiminin akla ziyan uygulamalarına duyulan tepki sebebiyle yapıldıysa, suçlusu kim?.. Zulme uğrayan mazlumlar mı, yoksa zulmedenler mi?..
Bombalamaya 4 saat ara verilmesini sağlayanların, savaş suçu işlediğini çok iyi bildikleri İsrail'e ileride bunun faturasını ödeyeceğini söyleyip söylemedikleri de merak konusu tabii…
Bombalamak suretiyle Aksa Tufanı Harekatı'nın sorumluları cezalandırılmak isteniyorsa, harekatla bağlantılı belli sayıda insanı hedef almak yerine, 2 milyon 300 bin masumu hedef almanın anlamı ne?..
Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi gibi kuruluşların kağıttan birer kaplan olduklarını gösteren bu gelişmelerden sonra, uluslararası kuruluşların dünyada barış ve istikrarı sağlamak için devrede olduğu hikayelerine inanan kalacak mı?..
Uluslararası mevzuattaki yaptırımlarla ilgili 'İsrail hariç' kaydı olmadığına göre, bir gün gerçekten uluslararası hukukun egemen olduğu günler geldiğinde, İsrail ve yardakçıları kendilerini nasıl savunacaklar?..
Eğer İsrail'in yönetenlerin ve yardakçılarının bekledikleri olmazsa -ki olmayacak inşallah-, farkındalıkları gün geçtikçe artan insanlığın soracağı hesap çok çetin olacak…
Men dakka dukka sözünün anlamını İsrail ve yardakçıları da biliyorlardır, herhalde…