Bugünkü
Takvim
  • 27 Eylül 2020, Pazar

Bu kadar da olmaz ki!...

Ülkemizin menfaatlerini savunmaları gerekirken doğrudan ya da dolaylı olarak dış mihraklara hizmet edenlerin 'kimden yana' olduklarını sormak anlamsızlaştı sanki… O kadar çoklar ki…

Uluslararası ortamlarda 'dünyanın en güçlü devleti hangisidir?' sorusuna, 'Türkiye' cevabını verip, nedenini de 'bunca yıl siz dışarıdan biz içeriden yıkmaya çalıştık, ama beceremedik' şeklinde açıklayanlar vardır…

Bir yanda ülkenin menfaatleri için insanüstü bir gayretle çırpınanlar, öbür yanda bunları görmezden gelip, yapılanları da itibarsızlaştırmaya çalışanlar var…

Suriye'nin kuzeyinde terör koridoru oluşturulmasına mani olmaya çalışılır, 'Ortadoğu bataklığına girmeyelim' diye feryat edip, gerekliliği tartışılmayacak Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve benzeri harekatlara karşı çıkarlar...

Doğu Akdeniz'deki enerji haklarımız için yapılan girişimlerde, 'orada ne işimiz var?' diye sorar, sonra da iç kamuoyuna şirin gözükmek için 'herkes orada, bir biz yokuz' yalanını savururlar.

Akdeniz'deki haklarımızı kimseye kaptırmamak için Libya ile yapılan anlaşmalara olmadık bahanelerle itiraz ederler…

ABD, Fransa, Almanya ve başka bazı yerlerden 'Türkiye'nin menfaatlerini savunanların içeriden birileri ile işbirliği yapılarak gönderileceği ve yerlerine 'uyum' içinde çalışılacakların getirileceği' şeklindeki açıklamalar karşısında adeta dilsiz kesilirler…

Hemen her gün, güya adalet ve hakkaniyet adına dış güçlerin menfaatlerini savunanlara ve bunların yaptıklarını saflıkla izleyenlere şahit oluyoruz.

Artık uluslararası meselelerde bile elden kaçırılan ölçü, içeri ile ilgili olarak daha vahim bir durumda. Kim olduklarını ve kimi temsil ettiklerini unutanlar, açıkça başkalarının menfaatlerini savunuyorlar.

ABD Ankara Büyükelçisi David Satterfield'in, Sağlık Bakanlığımızın bazı ABD ilaç firmaları ile sürdürdüğü görüşmelerle ilgili 'talihsiz' beyanatı sonrası, CHP'li milletvekili murat Emir de benzer bir açıklama yaptı…

NE DE ÇOK!..
CHP'li bir milletvekilinin "Maliye Bakanlığı, şu anda Ankara'da firmalarla pazarlığa oturdu. Tıbbi cihaz borçlarında yüzde 60 feragat istemişlerdi, şimdi de ilaçta yüzde 20 feragat istiyorlar. Maliye Bakanlığını Pazarlık Bakanlığına çevirdiler. Ülkenin itibarını yerle bir ediyorlar" demesi, 'bu kadar da olmaz ki!' denilmesi gereken bur durum…

İlaç sektöründe fiyatların son derecede elastiki ve pazarlığa açık olduğu bilinir… Bu sebeple, ithal ettiğimiz ilaçların çeşit ve adedi artarken, ödediğimiz miktar aşağı yukarı aynı kalabiliyor…

Büyükelçi, sürmekte olan pazarlığı kendi lehlerine etkilemeye çalışıyor. ABD ilaç firmalarının elini kuvvetlendiren açıklaması ile CHP Ankara Milletvekili Murat Emir ne yapmaya çalışıyor?.. 2.3 milyar dolar yerine daha az bir rakam ödenmesi ihtimalinden mi rahatsız?..

Buna muhalefet etmek denemeyeceğine göre, ilgilinin firmaların ortağı olup olmadığını ya da bu işten komisyon alıp almadığını sorgulamak gerek galiba…

İlgili milletvekilinin, "Büyükelçinin uyarısıyla Ankara'da firmalarla pazarlığa başlandı" sözleri de, konunun tarafı olduğunu düşündürüyor, ister istemez...

Türkiye'nin menfaatlerini savunması gereken bir milletvekilinin ABD tarafını savunması, işin problemli tarafı. Bunu yaparken sureta haktan gözükmesi de, tüy dikmekten beter…

Birilerinin aramıza saldığı algılar üzerinden tartışacağımıza, dış mihrakların menfaatlerini savunmakta birbirleri ile yarışanların içyüzlerini çevremizde bulunanlara aktarmak, yapmamız gereken önemli işlerden…

Örnekleri de o kadar çok ki!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya