Detaylarda kaybolmak…

Fildişi kulelerde oturan ya da bu türden kuleleri olmasa bile gelişmeleri bulundukları yerlerden objektif bir şekilde izliyormuş gibi yapanlar, olup bitenlere oldukça ilgi çekici bir şekilde yaklaşıyorlar.

Hemen yakınlarındaki bir yangını izlerken, söndürme işine değil söndürmeye gelen itfaiye araçlarının modeli ve itfaiye erlerinin kılık kıyafetlerine kafayı takmış gibi bir halleri var adeta.

Ülkemiz ekonomi başta olmak üzere çok ciddi birtakım saldırılarla karşı karşıya iken, bir kesimin bu saldırılara karşı koymaya çalışanların detay sayılabilecek davranışlarına odaklanmaları, başka nasıl izah edilebilir, bilinmez.

Önce yangının söndürülmesine yardımcı olmak ya da en azından söndürülmesini beklemek ve eleştirilecek bir şey varsa bundan sonra söylemek gerek oysa…

Meselenin detaylarda kaybolmakla da bir ilgisi yok üstelik…

Kimlikleri ya da mensup oldukları ya da olduklarını düşündükleri toplumsal kesim sebebiyle midir bilinmez, bu kesimin ülkemizi ciddi şekilde etkileyen ve etkileyebilecek gelişmeler karşısında imrenilecek yönleri, tavırlarının alabildiğine soğukkanlı olması… O kadar ki, bütün bu gelişmelerin onları ilgilendiren bir yönü yokmuş gibi davranabiliyorlar…

Yaşananların içinden adeta cımbızla çekip çıkardıkları tek bir söz, anlık bir eda, basit bir davranış onlar için geneli değerlendirmenin anahtarı oluyor. Bunlardan hareketle de, aslında gerçeği hiç yansıtmayan resimler çiziyor ve genellemeler yapıyorlar. Bu genellemeler de yarısından çoğu dolu bardağı boş göstermeye yönelik oluyor…

Kendilerinden ya da kendileri gibi olmayan ve böyle davranmaya da özenmeyen birilerinin işbaşında bulunması sebebiyle yaşadıkları travmayı anlayabilmek mümkün. Ancak bunun hayata bakışlarının temelini oluşturması, üzücü.

Yapıcı olabilseler…

Türkiye'nin siyasi yapısı, halkın oylarıyla işbaşına gelen kadroların yine halkın teveccühü ile bu görevlerini sürdürmeleri şeklinde. Halkın gereği kadar aydınlanmamış olduğu dolayısıyla yanlış seçimler yaptığı şeklindeki kanaatin bir karşılığı olmadığı da, malum.

Halkın oylarıyla yönetime gelen kadroları gerektiğinde sandık dışı yollarla işbaşından uzaklaştırabilmek için oluşturulan vesayet mekanizmaları da artık yok. Dahası, vesayetçilerin geçmişte giriştikleri her müdahalenin ülkemizin aleyhine olduğu konusunda da bir fikir birliği var.

Geçmişte sistemi fabrika ayarlarına döndürme iddialarıyla girişilen her müdahale, tam aksi sonuçlar doğurması bir yana, ülkenin ekonomik ve siyasi tablosunu da içinden çıkılmaz hale getirmişti…

Yakın zamanda sandık dışı başka yolların denenmeye çalışıldığına ve başarısız olunduğuna da hep beraber şahit olduk. Buradan hareketle söylenebilecek olan da şudur ki, milletimiz artık kendi kaderine sahip çıkma konusunda ve kendisini yönetecekleri seçme konusunda ciddi bir kararlılığa sahip...

Buradaki esas mesele ise mevcut yönetim kadrosunu istemeyip onlara karşı adeta savaş açanların ülkemizin gelişmesi ve ilerlemesi bir yana, adeta varlığına bile tahammülsüz oldukları gerçeği...

Olup bitenleri soğukkanlı bir şekilde ve her nasılsa tarafsız bir gözle izledikleri anlayışıyla, mevcut yöneticilerin birtakım söz ve davranışları arasından cımbızla seçtiklerini, gidişatın pek te iyiye olmadığı iddialarına delil olarak kullanmaya kalkışanlar, azıcık insaflı olabilseler keşke…

Olup bitenleri insaflı bir şekilde izleyip, hakikaten önemli konularda şahsi husumet duygularından arındırılmış şekilde yapıcı eleştirilerde bulunabilseler, belki hepimizin lehine olacak…

  • ve ya