CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

Bir musibet bin nasihatten yeğdir...

Eklenme Tarihi 19 Temmuz 2016
Son söyleyeceğimizi baştan söylemekte fayda var.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, özellikle de 17-25 Aralık Darbe Girişimi sonrası, ısrarlı bir şekilde FETÖ tehlikesine dikkat çekiyor ve her fırsatta, bunlara karşı sonuna kadar mücadele etmesi gerektiğini söylüyordu.
Ancak durumu tam olarak anlayamayan bazıları, bünyelerindeki örgüt mensuplarının zararsız olduğunu ve başka yerlerdekine dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. 'Bizim bünyedekilerden zarar gelmez' ya da 'herhangi bir durumda biz onlara mani oluruz' anlayışı ağır basınca da rehavete dalındı.
Bir başka konu da önemli mevkilerde bulunan bazı kişilerin koruyup kolladığı örgüt mensubu isimlerdi. Bunlar da, kendi yakınları olan kişilerden bir zarar gelmeyeceğini, dolayısıyla bir temizlik yapılmasına gerek olsa bile, bunun kendi yakınlarından değil, başkalarından başlaması gerektiğini düşünüyorlardı.
İnsan başkalarını kendisi gibi bilir derler. Dolayısıyla bu örgütü tanımayanlar, mensuplarının da kendileri gibi birer insan olduklarını ve dolayısıyla yanlış bazı şeylere zorlanmaları halinde, herhalde bu kadarını da yapmayacaklarını zannediyorlardı.
Aslında gerek 7 Şubat 2012, gerekse de 17-25 Aralık ve bundan sonra yaşadıklarımız, bu örgüt bağlılarının normal insanlar gibi değil, daha çok Hasan Sabbah'ın haşhaşileri gibi düşündüklerini ve hareket ettiklerini açıkça ortaya koymuştu.
7 şubat 2012 teyakkuza halinde olunması gerektiğini ihbar eden bir adımdı. 17-25 Aralık'ta ise tam olarak alarm zilleri çalmıştı. Kozasını iyice ördüğünü, yapısını ikmal ettiğini düşünen FETÖ artık Devlet'i teslim alması gerektiğini düşünüyordu.
Ve bunun için de, hukuki ve ahlaki olsun olmasın her şeyi yapmaktan da çekinmiyordu.
Yetersiz ayıklama...
Cumhurbaşkanımızın doğrudan müdahaleleri ve çağrıları ile emniyette, yargıda ve bürokrasinin değişik kademelerinde yapılan ayıklamalar belli ölçüde başarılı olsa da, yukarıda sağdıklarımız ve başka sebeplerle konu ile ilgili olarak atalet yaşanan yerler de vardı.
Bu örgütün TSK içerisindeki yapılanması da ciddi şekilde dikkat çekilen bir konuydu. Diğer kurumlarda belli ölçüde gerçekleşen tasfiyenin belki öz güven sebebiyle TSK'da gerçekleştirilmemiş olmasının neticesini de 14 Temmuz'da görmüş olduk.
Bu konudaki tek teselli, bundan sonra bu türden şeylerin yaşanmaması için hem TSK ve hem de siyasal iktidarın konu üzerinde ciddi olarak durması gerekliliğinin net bir şekilde ortaya çıkması. Darbe girişiminde rol alan birliklerin nasıl bu duruma gelebildikleri, herhalde önemli bir mesele olmalıÖ 15 Temmuz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ne dediğinin, ne demek istediğinin tam sanasıyla ve ama acı bir şekilde anlaşıldığı gün oldu. 16 Temmuz da, yine Cumhurbaşkanımızın milletimize yaptığı çağrı neticesinde, yeniden dirilişimizi müjdeleyen bir gündü.
15 Temmuz Darbe Girişimi, gerek TSK içerisinde ve gerekse değişik kurumlarda bulunan örgüt mensuplarının iyice açığa çıkmalarını sağladı. Ve 16 Temmuz Milli İrade Zaferi'yle de aslında çoktan yapılması gereken ayıklamalar da ciddi bir şekilde başlatıldı.
Ataların 'Bir Musibet Bin Nasihatten Yeğdir' sözünü boşuna söylemedikleri, bir kez daha anlaşılmış oldu böylelikle.